• in , ,

    Deli Jack | Sıradışı Bir Asker (Mad Jack)

    2. Dünya Savaşı esnasında birçok cephede görev alan, bu süre zarfı içerisinde yanında her daim kılıcıyla hareket eden Jack Churchill, İngilizler tarafından çok konuşulan bir askerdir.

    Günümüzde Sri Lanka olarak bilinip o dönem İngiliz kolonisi olan Britanya Seylanı’nda, 1906’da doğan Churchill, bir süre mühendis olan babasının yanında kaldıysa da annesi ve kardeşleriyle Londra’ya dönmüş ve gençlik yıllarını Londra’da geçirmiştir. Genç yaşlarında bayındırlık faaliyetleriyle ilgilenen Churchill’in bir kardeşi de Kraliyet Donanması’nda görev yapıyordu.

    Londra’dan sonra eğitim hayatının önemli bir kısmını Man Adası’nda geçirdi. Burada yer alan King’s William College’ta eğitim gördü. Buradaki eğitimini tamamladıktan sonra Sandhurst Kraliyet Akademisi’ne yazıldı ve buradan 1926 yılında mezun oldu. İlk askeri görev yeri olan Burma (Myanmar)’da askeri becerilerini geliştirdi ve ordudaki motorlarla ilgilendi. 1936’da ordudan ayrılan Churchill, bir süre Nairobi’de gazete editörlüğü ve modellik yaptı. Çeşitli filmlerde küçük roller üstlendi ve ülkesini 1939’da gerçekleşen Dünya Okçuluk Şampiyonası’nda temsil etti.

    Jack Churchill, Dünya Okçuluk Şampiyonası’nda.

    2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte ordudaki görevine geri döndü. Manchester Alayı’nın bir mensubu olarak İngiltere Yurtdışı Sefer Kuvveti bünyesine girdi. Almanların Fransa’yı işgal etmesi üzerine Fransa’ya gitti ve Almanlarla çarpıştı. Bu çarpışmalar esnasında okçuluk meziyetlerini de göstermiş, silah arkadaşları tarafından birçok kez düşman üstüne elinde kılıçla gittiği ve cephe arkasında saatlerce gayda çaldığı rivayet edilmiştir. Kraliyet Donanması’nda görev alan kardeşi Robert Churchill, 1942’de bir saldırı anında ölmüştür.

    Fransa macerasından sonra 27 Aralık 1941’de Norveç’e sevk edilen Churchill, komando olarak çeşitli baskınlara katıldı. Buradaki hizmetlerinden ötürü Askeri Haç Nişanı ile ödüllendirdi. Temmuz 1943’te Sicilya’nın Catania kentinde görev aldı. Burada Alman gözlem noktalarının ele geçirilmesinde önemli rol oynadı. Yine asker arkadaşlarının anlattıklarına göre Churchill bir operasyon esnasında kılıcını düşürmüş, garnizona geri döndükten sonra kaybettiğini fark etmiş ve geri almak için tek başına motoruyla kilometrelerce yol gidip kılıcını almıştır. Yolda Amerikan birliklerine rastlamış, birliktekilerin uyarılarına rağmen yoluna devam etmiştir. İtalya’daki görevinden ötürü Birleşik Krallık Üstün Hizmet Nişanı kendisine takdim edilmiştir.

    İtalya macerasının ardından Yugoslavya’daki çarpışmalara katıldı. 1944’te Josip Broz Tito’nun partizanlarıyla işbirliği yaparak Alman hakimiyetinde olan Brac Adası’na gerçekleştirilen operasyonu yönetti. Bu operasyon esnasında 1.500 partizan ve 43 komandoya komuta etti.  Almanların sert direnişiyle karşılaşan Churchill, operasyon esnasında birçok askerini kaybetti ve atılan bir el bombası neticesinde bayıldı. Almanlara esir düştü, soyadından ötürü Winston Churchill ile akrabalık bağı olabileceği düşünüldü ve sorgulanmak üzere Berlin’e götürüldü.  Berlin’deki sorgusunun bitmesinin ardından Sachsenhausen Toplama Kampı’na nakledildi. Diğer İngiliz esirler ile birçok kez kamptan kaçmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Savaşın gidişatından dolayı SS tarafından Avusturya’nın batısında yer alan Tirol’e sevk edildi. Tirol’deki SS birliklerinin esirleri arkalarında bırakarak kenti terk etmelerinden sonra Müttefik birliği bulabilmek amacıyla yaklaşık 150 kilometre yürümüş, sonunda İtalya’nın Verona kentinde Amerika zırhlı birliği ile karşılaşmıştır.

    Esaret altında yaşamasından dolayı kendisine ordu tarafından istirahat önerildiyse de gönüllü olarak tekrardan Burma’ya gitmek için yola koyuldu. Hindistan’dayken ABD tarafından Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası atıldı ve Japonya savaştan çekilmek zorunda kaldı. Bu olay üzerine Churchill’in şu sözleri sarf ettiği bilinmektedir: “O lanet Yankiler olmasa savaşı 10 yıl daha devam ettirebilirdik!” Savaşın erken bitmesinin üzüntüsünü daha sonrasında anılarında da yazmıştır.

    Savaştan sonra paraşütçü olarak Filistin’de görev yaptı. Bu görevi esnasında Hadassah Katliamı olarak bilinen olaya şahit oldu. Bir sağlık konvoyuna saldıran Arap kuvvetlerine karşı çatıştı ve Yahudi paramiliter örgütü olan Haganah’tan destek istedi. Beklenilen destek gelmeyince konvoyda yer alan 79 kişinin 77’si hayatını kaybetti. Bu olayda az adamıyla canı pahasına konvoyu korumaya çalıştığı için Kudüs İbrani Üniversitesi’nin yer aldığı caddeye “Churchill Caddesi” ismi verilmiştir.

    1952’de hem yönetmenliğini yaptığı hem de başrolünü üstlendiği bir film çekti. Bir süre Avustralya’da yaşadı ve sörf eğitmenliği yaptı. Yeni sörf tahtaları tasarladı, tasarımlarını İngiltere’ye götürdü ve büyük yankı uyandırdı. 1959’da ordudan emekli oldu. Emeklilik yıllarında model savaş gemileri ile ilgilendi. Hayatının her döneminde farklı bir deneyim barındıran ve sayısız başarının sahibi olan Jack Churchill, 8 Mart 1996’da Surrey kentinde öldü. Yakınlarının aktardığı bilgilere göre, hayatının son demlerine kadar cüretkar karakterini muhafaza etmiş ve hep dinç kalmaya özen göstermiştir.

    Jack Churchill’in anısına ithafen yapılan model.

    Anısına, Mart 2014’de Norveç Kraliyet Keşifçiler Kulübü onu dünya üzerinde yaşamış en iyi keşif ve maceracılardan biri olarak gösterdiği bir kitap yayımlamıştır.

    Kaynaklar

    Content Protection by DMCA.com
  • in , ,

    Kraliçe’nin Gemileri | Görev Gücü Z

    Japonya, sürpriz bir saldırı ile ABD’nin Pasifik Okyanusu’ndaki Pearl Harbor Donanma Üssü’nü vurduğunda takvimler 7 Aralık 1941’i gösteriyordu. Japonya’nın bir şekilde savaşa dahil olması dönemin taraflarınca beklenen bir gelişmeydi ve ülkeler tedbir almaya çalışıyordu. Avrupa’da savaşın başlamasının üzerinden 2 yıl geçmiş, Alman savaş makinası Haziran 1941’de Sovyetler Birliği’ne saldırmıştı. Artık Britanya ve Sovyetler Birliği müttefik haline gelmişti. Dolayısıyla düşmanın dostu, onların da düşmanıydı. Pearl Harbor öncesine baktığımızda, Birleşik Devletler için Pasifik’te “endişe” edilecek bir durum yok gibi gözükmektedir. ABD, Japonya ile bazı anlaşmalar yapmıştı ve Pasifik’te Filipinler dışında korumak zorunda olduğu geniş sömürgeleri ya da büyük toprağı yoktu. Öte yandan Japonya’ya uygulanan petrol ambargosu ordunun harekât kapasitesini sınırlamış, Panama Kanalı da Japon gemilerine kapatılmıştı. Britanya açısından durum farklıdır; Pasifik’in bir ucunda dost ve müttefikleri, Hint Okyanusu’nda ise sömürgeleri vardı. Winston Churchill ise müttefikleri Avusturalya ve Yeni Zelanda’ya “koruma” taahhüdü vermişti. Buna göre Avusturalya ve Yeni Zelanda’ya yönelecek bir tehditte, İngiltere için yeterli görünen korumadan sonra tüm gücün bölgeye sevk edileceği sözü verilmişti. Henüz bir savaş ilanı olmamış ancak deneyimli bir devlet adamı ve asker olan Churchill tehlikeyi önceden sezmişti. Hint Okyanusu ve Pasifik’te görev yapabilecek filoların takviye edilmesi gerekiyordu.

    Winston Churchill (1874-1965)

    İngiliz Savaş Kabinesi Savunma Komitesi, 20 Ekim 1941 günü Hint Okyanusu’nda faaliyet gösterecek Görev Gücü Z’nin kurulması için bir taslak hazırladı. Hazırlanan taslak bir ay sonra kabul edildi, buna göre Görev Gücü Z; 2 savaş gemisi ve 4 destroyerden oluşacaktı. Bölgeye gidecek savaş gemisi King George V sınıfı olacaktı. İngiltere’den HMS Prince of Wales, HMS Electra ve HMS Express Z Gücü için gönderilecek gemiler olarak seçildi.  Buna göre Seylan’da, HMS Repulse, HMAS Vampire ve HMS Tenedos’la birleşip Görev Gücü Z’yi oluşturacaklardı. HMS Repulse, Ekim ayından beri Hint Okyanusu’ndaki filoda görevliydi. HMS King George V’in, Anayurt’da kalması ve DKM Tirpitz tehditine karşı tutulması uygun görüldü. Winston Churchill ayrıca Görev Gücü Z için bir uçak gemisinin dahil edilmesini talep etti. En erken görev alabilecek uçak gemisi, Kasım ayında görevlendirebilir duruma gelecek olan HMS Indomitable’dı fakat hesaplar tutmadı ve Z Gücü’ne bir uçak gemisi verilemedi.

    HMS Indomitable

    Rota: Cape Town

    Hint Okyanusu’na takviye olarak gönderilecek filo geçici olarak Görev Gücü G ismini aldı. Amiral Thomas Phillips komutasındaki Görev Gücü G, savaş gemisi HMS Prince of Wales, destroyerler; HMS Electra, HMS Express, HMS Hesperus, 25 Ekim günü İskoçya’nın Greenock kentinden demir alarak yola çıktılar. HMS Hesperus ve HMS Legion başka bir filodan geçici olarak görevlendirilmişti ve belli bir noktaya kadar G Gücü’ne eşlik edecekti. Bu gemilerin görevi HMS Electra ve HMS Hesperus yakıt ikmali yapmak için diğer gemilerden ayrıldığında onların boşluğunu doldurmaktı. HMS Electra ve HMS Hesperus’un G Gücü’ne geri dönmesiyle geçici görevlendirilen iki destroyer filodan ayrıldı ve G Gücü 5 Kasım’da Freetown’a, 18 Kasım’da ise Cape Town’a vardı. Filo yoldayken sürekli güncel emirler almaya devam etmiştir. En önemli emirlerden birisi ise Cape Town’da geçirilecek günün kısaltılması oldu. İlk önce 6 Kasım’da gelen emir 7 gün boyunca konaklanmasını, bu süre içinde mümkün olduğunca propaganda faaliyetinde bulunulmasını ve 13 Aralık’ta Singapur’a varılmasını emrediyordu. 8 Kasım günü Churchill durumu Stalin’e şöyle bildirir: “Japonya’yı sessiz tutma amacıyla, herhangi bir Japon gemisini yakalayıp batırabilecek en modern savaş gemilerimizden biri olan HMS Prince of Wales’i Hint Okyanusu’na gönderiyoruz ve orada güçlü bir savaş filosu kuruyoruz.” 11 Kasım günü gelen emir resmen HMS Repulse ile Seylan’da buluşulup, Singapur’a yol alınmasını emretti. Böylece Üst Amiralliğin propaganda umudu sona erdi. 2 gün boyunca gemilerden fotoğraf alınması yasaklandı, gazetecilerin ziyaretleri iptal edildi. Filo iki gün Cape Town’da kalıp 20 Kasım’da demir aldı. Ertesi gün Japonlar, Cape Town’a yapılan bu kısa ziyareti istihbarat raporu şeklinde İmparatorluk Deniz Kuvvetleri’ne bildirdi. Kasım sonunda HMS Prince of Wales’in Singapur’da olması bekleniyordu. Tahmin edildiği gibi 29 Kasım günü HMS Repulse ile Seylan’da buluşuldu. Ayrıca Akdeniz Filosu’ndan transfer edilen HMS Encounter ve HMS Jupiter filoya katıldı. Bölgedeki komutanlar ve Amerikalılar ile görüşüldü. Filo nihayet 2 Aralık 1941’de Singapur’a demirledi.

    HMS Prince of Wales Singapur’da, 5 Aralık 1941.

    Yamamoto Faktörü

    1 Aralık günü önemlidir. Amiral Sir Thomas Phillips’in, Doğu Filosu Başkomutanı olarak atandığı açıklandı. 3 Aralık’ta ilk emriyle HMS Repulse, HMS Tenedos ve HMAS Vampire ile birlikte Avusturalya’ya gitti. Fakat Japonlar’a karşı büyük bir saldırı için tekrar Singapur’a dönmek zorunda kaldı. Singapur’da gerçek anlamda kalabalık bir gemi topluluğu vardı. Hafif kruvazörler HMS Durban, Danae, Dragon, Mauritius; destroyerler HMS Stronghold, Encounter ve Jüpiter; ağır kruvazör HMS Exeter; iki İngiliz torpido botu HMS Scout; Hollanda hafif kruvazörleri HNLMS Java ve Thanet ile dört ABD destroyeri USS Whipple, USS John D. Edwards, USS Edsall ve USS Alden üç gün içinde orada olacaktı. HMS Durban ve Stronghold mevcut olmasına rağmen, Amiral Phillips onları diğer birimler kadar hızlı olmadıkları için Singapur’da bırakmaya karar verdi. Ek olarak, Danae, Dragon, Mauritius, Encounter ve Jüpiter de Singapur’daydı, ancak tamir altındaydılar ve savaşmak için hazır değillerdi. Böylesi büyük bir filo, Japonlar için ciddi bir tehdit anlamına geliyordu. Özellikle Prince of Wales ve Repulse’nin Singapur’a gelişi çok dikkat çekicidir. Japon Amiral Isoroku Yamamoto, bu iki büyük geminin muhakkak ortadan kaldırılması gerektiğini biliyordu. Amiral iki hava grubundaki pilotlara bombardıman ve torpil saldırısı için eğitimlerin hızlandırılmasını emretti. Bu hava gruplarını oluşturan Kanoya ve Genzan’ın envanterinde Mitsubishi G3M’leri bulunuyordu. Bu iki gruba toplam 36 adet G4M uçağı takviyesi yapıldı. Üçüncü bir hava grubu olan Mihoro pilotları da saldırı planına dâhil edildi. Böylece pilotlar 10 metreden torpil saldırısı eğitimlerine başladı. Burada dikkat çeken ise saldırı yapacak uçakların kara tabanlı bombardıman uçakları olmasıdır. Hava gruplarını komuta eden subaylar şu şekildedir: Genzan Hava Grubu; Üsteğmen Niichi Nakanishi, Kanoya Hava Grubu; Üsteğmen Shichizo Miyauchi ve Mihoro Hava Grubu; Teğmen Hachiro Shoji.

    Mitsubishi G3M

    8 Aralık 1941 günü Mihoro Hava Grubu erken saatlerde Singapur’a saldırdı. Limanda bulunan HMS Prince of Wales ve HMS Repulse uçaksavar ateşi ile savunmaya geçti. Uçaklar ve gemiler bu çatışmada zarar almadı. Aynı saatlerde İngiliz askerlerini zorlayacak bir harekât ile Japonlar, Malaya’ya asker çıkartmaya başladı. Japonların, Pearl Harbor’a saldırdığı ve sekiz gemiyi saf dışı bıraktığı haberleri geliyordu. Savaş başlamadan önce Amerikan Donanması’nın, İngilizler’i desteklemek amacıyla Singapur’a gemi kaydıracağı yönünde varsayımlar vardı. Eğer bu saldırı gerçekse artık bu destek imkânsız hale gelmiş demekti. Amiral Phillips, General Douglas MacArthur ve Amiral Thomas C. Hart ile daha önce yaptığı bir görüşmede, çok güçlü olsalar bile emrindeki iki savaş gemisi Prince of Wales ve Repulse’nin, Japonlarla yüzleşmek için yeterli güce sahip olmadığı sonucuna varmıştı. Bununla birlikte Japonların Malaya tehdidiyle Phillips, gemilerini karşı saldırı için kullanmaya zorlandı; Güney Çin Denizi’ndeki Japon işgal konvoylarını ele geçirip yok etmek için filosunu topladı. Saldırı haberi 7 Aralık akşamı İngiltere’de duyuldu ve 8 Aralık günü İngiltere, Japonya’ya savaş ilan ettiğini duyurdu. (Yerel saat farkından dolayı, Singapur’da 8 Aralık iken İngiltere’de 7 Aralık akşamıdır.)

    Cesaret İle Delilik Arasında

    Amiral Phillips, Hava Kuvvetleri’nin gemilerini koruyamayacağı endişesini taşıyordu. Sadece Sembawang’da bir hava filosu bu iş için seçilebilirdi. 453. Filo’nun komutanı Hava Teğmen Tim Vigors’a olası durumlar için Z Gücü’nün radyo telsiz frekans bilgileri verildi. Phillips kararlıydı ve ne olursa olsun yola çıkacaktı. Hava korumasından yoksun oluşu Amiral için sorun değildi. Bu kararı almasında etkili olan dört faktör vardı: Japon uçaklarının karadan bir saldırı yürütebilecek harekât kabiliyetine sahip olmaması, gemilerin hava saldırısına karşı korunaklı oluşu, henüz havadan yapılan saldırılarda hiçbir geminin batırılamaması ve HMS Prince of Wales’ın güçlü hava savunması.

    HMS Repulse Singapur’dan ayrılıyor, 8 Aralık 1941.

    Bunlar tamamen Amiral’in düşünceleriydi. Birçok Kraliyet Donanma subayı gibi, uçaklar Phillips’i de yanıltıyordu. Uçaklar tarafından saldırıya uğrayan IRM Pola ve DKM Bismarck yine başka gemilerin ateşi sonucu batırılmıştı. Pearl Harbor’da ise tüm gemiler demirliydi. Üstelik İngiliz istihbaratı, Japon pilotların gemi saldırıları için yetersiz ve eğitimsiz olduğu yönünde bilgiler veriyordu. Fakat Japon Amiralliği, pilotlarını gemilere saldırma taktiklerini içeren eğitimlere çoktan başlatmış, hava filolarını bu tarz saldırıları yapabilecek uçaklarla donatmıştı. Amiralin belki de en çok güvendiği, bayrak gemisinin hava savunma sistemidir. HMS Prince of Wales, Halberd Operasyonu’nda uçaksavar radar ve ateş kontrol sisteminin etkinliğini kanıtlamıştı. İşleri terse çeviren ise çok güvendiği hava savunma sisteminin onu yarı yolda bırakacak olmasıydı. Geminin hava savunma sistemi HACS, Singapur’un nemli ve sıcak havasında radar sistemi etkinliğini kaybediyordu. 2 Poundluk mermiler bu nemli havadan hemen etkilenmişti. Radarı kontrol eden teknisyenler tamir için en az iki güne ihtiyaç olduğunu bildirdi. İki gün, o an için Amiral Phillips’in sahip olamadığı ve sağlayamayacağı en lüks istekti. Z Gücü yola çıktığında, hava koruması sağlayacak olan 453. Filo’ya bilgi verilmedi. Amiral halen daha ciddi bir Japon hava saldırısı beklemiyordu. Hatta Teğmen Vigor, inisiyatif kullanarak 6 uçağı keşfe çıkarmak istedi. Ancak bu üst komutanlık tarafından reddedildi. Yeni Zelanda Hava Kuvvetleri’ne ait 488. Filo’nun kıyı hava koruması talebi de reddedildi. Kraliçenin gemileri, havadan korunma ve keşif faaliyetinden mahrum kalmıştı. Donanma, limanda demirli kalarak geçmişinden miras kalan geleneklerine sadık kalamazdı. Deniz tarihçisi Samuel Eliot Morison’un dediği gibi; “Kararları savaşta verenler, olası kazanımlara karşı belirli riskleri sürekli olarak tartarlar”. Hem İngiliz, hem Japon tarafında Z Gücü için karar verilmişti.

    Amiral Phillips (sağda) ve Tuğamiral Palliser (solda)

    “Görev Gücü Z”

    8 Aralık günü Görev Gücü Z son halini aldı. Böylece bayrak gemisi HMS Prince of Wales, HMS Repulse ve dört destroyer, HMS Electra, HMS Express, HMS Tenedos ve HMAS Vampire, saat 17:10’da Singapur’dan ayrıldı. Amiral 10 Aralık’ta Singora’ya saldırmayı umuyordu. Malaya’da bir Japon filosunun varlığı haber alınmıştı. Eğer bir gün önce ayrılmış olsa, Japon hava saldırısından kurtulmuş olabilirdi. Ertesi gün saat 07:13’de Görev Gücü Z, Anambas Adaları’nın doğusundan geçiyordu. Daha sonra rotasını 345°, ardından da 330° olarak değiştirdi. Z Gücü’nün bu hamlesi bölgede uçan iki Japon keşif uçağından korunmasını sağladı. Ancak saatler 14.00’ı gösterirken, I-65 denizaltısı filoyu tespit etmeyi başardı. Tam beş saat boyunca takipte kalan denizaltı, Z Gücü’nü sürekli olarak raporla bildirdi. Elde edilen verilerden sonra Amiral Jisabur Ozawa, işgal gemilerinin çoğunu Vietnam’ın güneyine nakillere eşlik etmeye gönderdi. İngilizler takip edildiklerinin farkında değildi. I-65’in elindeki tüm veriler 22. Hava Filosu’na iletildi. Filo komutanlığı elindeki uçaklara o esnada Singapur’un bombalanması için bombaları yüklüyordu. Hemen bombalar torpiller ile değiştirilmeye başlandı. Ancak 18:00’dan önce tüm uçaklar hazır değillerdi. Ayrıca Japon 2. Ana Filosu, Görev Gücü Z’yi engellemesi için gemi hazırlamaya başladı. İki savaş gemisi, Takao Sınıfı üç kruvazör ve sekiz destroyerden oluşan bir filo Görev Gücü Z’yi durdurmayı planlıyordu. Ayrıca Japon 3. Filo’dan Mogami sınıfı dört ağır kruvazör, bir hafif kruvazör ve yedi destroyer Amiral Ozawa’nın emrindedir. Amiralin bayrak gemisi IJN Chōkai, Z’yi bulmakla görevlendirilir.

    Aynı gün saat 17.30’da, Japon kruvazörlerinin gönderdiği üç deniz keşif uçağı Görev Gücü Z’yi tespit etti. Bunlar Vietnam güneyinde nakillere eşlik etmesi emredilen kruvazörlerdi. Uçaklar üç saat boyunca takipte kaldı. 18:30’da ise HMS Tenedos filodan ayrıldı. Yakıtı azalan destroyer, Singapur’a geri dönecekti. Z’nin yeri artık kesin olarak biliniyor, Amiral de bunun farkındadır. Phillips artık saldırıdan vazgeçme aşamasına gelmiştir. Ancak bunu fark ettirmeden yapacak hamle için henüz erkendi. 19:00’da filonun rotası son olarak Singora olarak raporlandı. Havanın kararması ile keşif uçaklarından saklanan Z, 20:15’de rotasını nihayet Singapur’a çevirdi. Ancak saat 20:00’da son keşif raporunda HMS Tenedos’un yeri bildirilirdi. Hal böyle olunca Phillips gizliliğini sürdürmeyi başardı.

    HMS Tenedos

    İngilizler’in konvoyu bulmasından endişe eden Japonlar bir gece saldırısı planladı. Kötüye giden hava saldırı uçaklarının gemileri bulmasını engelledi ve uçaklar gece yarısı üslerine geri döndüler. Bu sırada iki düşman filo arasındaki mesafe 9 kilometredir. Kötü hava koşulları, görüş ve radarları olumsuz etkilediği için filolar birbirlerini fark edemiyorlardı. Filolar birbirine bu kadar yakın olunca Japon keşif uçakları da filoları karıştırdı. Bir keşif uçağı Amiral Ozawa’nın bayrak gemisi IJN Chōkai üzerine aydınlatma fişeği bıraktı. Işığı gören Japon filosu aldandı ve rotasını kuzeydoğuya yöneltti. Gece tedirgin olan İngilizler de bu ışığı fark ettiler. Mesafe tahmini 9 kilometre olmasına rağmen Prince of Wales’in radarı düşmanı tespit edemedi. Phillips, 20:55’de “Yerimiz biliniyor, baskın şansımız kalmadı, harekât iptal, tüm unsurlar Singapur’a yönelsin” emrini telsizle bildirir.

    Sona Doğru İlerleyiş

    I-58, geri dönen filoyu 03:15’de fark etti. Anında 22. Hava Filosu Harekât Merkezi’ne rapor verdi. I-58 uygun saldırı açısını 03:40’da yakalar, hedeflerine 5 torpil gönderir ancak isabet kaydedemez. İngilizler torpilleri fark edemedikleri için saldırıdan ve takip edildiklerinden haberizdir. 06:00’da Genzan Hava Grubu 10 bombardıman uçağını bilinen sektöre gönderir. 06:15’de I-58 görsel teması kaybettiğini bildirir. Japonlar zamana karşı yarışırlar. Filoyu kaçırmamak için daha fazla uçak kaldırılır. Genzan Hava Grubu’nun, 07:55’te; Kanoya Hava Grubu’nun, 08:14’te ve Mihoro Hava Grubu 08:20’de gemilerin en iyi tahmin edilen pozisyonuna uçmaları emredildi. İngiliz gemilerinden fırlatılan keşif uçakları hiçbir şey bulamadıklarını rapor etti. İşin gerçeği yanlış yeri tarıyorlardı. Japonlar büyük bir hava filosuyla Phillips’in Z Gücü’nü arıyordu.

    HMS Prince of Wales ve HMS Repulse bombardıman altında.

    Saat 10.00’da uçaklar HMS Tenedos’u fark ederek saldırıya geçerler. HMS Tenedos ile Z Gücü’nün arası 140 mil kadardır. Tenedos saldırı altında olduğunu radyo mesajı ile bildirir. Genzan Hava Grubu, 22. Filo’dan dokuz G3M bombardıman uçağı her biri 500 kilogramlık zırh delici bombalarla destroyere saldırır. Ancak destroyer çok kıvraktır ve manevralar yaparak bombardımandan isabet almadan kurtulur. Saldırı devam ederken saat 10:15’de bir Japon keşif uçağı, Singapur’a dönen filoyu bulur. Tam konum ve koordinatlar bildirilince HMS Tenedos’a yapılan saldırı durdurulur ve havadaki tüm uçaklar raporlanan koordinata yönlendirilir. Filoyu kaçırmamak için küçük gruplara ayrılan uçaklar Z Gücü’nü bulurlar. Uçakların yakıtı azaldığı için toplanıp büyük bir saldırı yapacak durumda değildir. Bu yüzden ilk saldırı dalgası küçük gruplarca yapılacaktır. Mihoro Hava Grubu’ndan dokuz G3M hemen HMS Repulse’ye odaklandı. İlk saldırı yaşlı gemiye olacaktı. 11:13’de Repulse üzerine bombalar bırakıldı. Bombaların sadece bir tanesi üst güverte ve hangarı vurdu. Hasar çok ciddi, zayiat ise azdı. Repulse karşılık vermeye başlar. Bombardımanı düzenleyen uçakların neredeyse hepsi uçaksavar ateşi ile vurulur. Sadece ikisi üsse geri döner. Savaş gemisi saatte 29 millik hızını kaybetmez. 11:40’da bu sefer torpil saldırısı başlar. 17 tane G4M uçağından 9’u HMS Prince of Wales’e, 8’i HMS Repulse’ye yönelir. Dümene çok hâkim olan Wales’in kaptanı John Leach,  Hemen kaçınma manevraları ve tam yol hızın korunmasını emreder. Uçaksavar ekibi saldırgan uçaklardan birini düşürmeyi başarır fakat tüm uçaklar torpillerini bırakmıştır. Kaçınma manevraları sayesinde 7 torpil gemiye isabet etmez. İsabet eden torpil ise pervane şaftının gövde çıkış noktasına denk gelir. O sırada pervaneler maksimum devirde dönmektedir. İsabet eden torpilin infilak etmesiyle sızdırmazlık bölümleri tamamen parçalanır, kopan şaft içeriye hızlı bir şekilde su dolmasına neden olur. 2400 ton su şaft odasına dolar, iskele makine dairesi motoru durdurulur. Şaft dönmüyor ancak içeri dolan suyun tahliyesi de yapılamıyordu. Geminin hızı 18 mile düşmüştü. İsabetin verdiği hasarın boyutu her dakika artıyordu. Biraz sonra suyla dolan jeneratör odası da sustu. Artık tahliye pompaları da çalışmıyordu ve gemi için kritik anlar başlamıştı. Su almaya devam eden gemi 11° iskele tarafına yattı. İskele uçaksavarları kullanılamaz açıya geldi. Ayrıca sancak tarafı da yükseldiği için uçaksavar etkinliği iyice düşmüştü. Alçaktan yapılacak saldırıya karşı koruma imkânsızdı. Bir süre sonra elektrik tamamen gitti ve tüm iletişim kesildi. Dümen devre dışı kaldı. Gemi neredeyse durma noktasına geldi. HMS Repulse ise tüm torpillerden kurtulmuştu.

    (12:04) Repulse: “Düşman uçakları tarafından bombalanıyoruz!”

    12:20’de Japon uçakları son saldırı dalgası için geri döndüler. 26 tane G4M torpil uçağı, savaş gemilerine saldırı pozisyonu aldı. Çaresiz kalan HMS Prince of Wales’e 3 torpil daha isabet etti. Yan yatan gemi altından aldığı hasarla daha fazla su almaya başladı. Yaşlı gemi HMS Repulse ise bu sırada ilginç bir şekilde 19 torpilden kurtulmuştur. Kaptan William Tennant, güverte üstünde talimatlar veriyordu. 8 uçak sancak ve iskele tarafından 4’erli grup halinde saldırdı. Kıskaca alınan gemi son manevrasına rağmen 4 torpil ile vuruldu. Repulse 25 yaşındaydı, torpil koruması ve su geçirmez bölmeleri yoktu. Sarsıntı ile güvertede bulunan Kaptan William Tennant suya düştü. Yaşlı gemisi çok hızlı batıyordu. 12:33’de, 6 dakikalık direnme sonunda ağır kayıpla tamamen suya gömüldü. 12:40’da filo telsizlerinden şu mesaj geçiyordu: “Repulse battı, tüm destroyerler hemen yanına”.

    Mitsubishi G4M “Betty” torpil uçakları

    12:41’de HMS Prince of Wales’in 5,25” iki uçaksavarı karşılık veriyordu. Geminin güvertesini delen bir bomba, sinema salonuna denk geldi. O esnada salon tedavi merkezine dönüştürülmüştü. Patlayan bomba çok büyük kayıp yaşanmasına neden oldu. HMS Prince of Wales iskele tarafına yatmaya başladı. Hemen HMS Express kurtarma amacıyla gemiye yanaştı. Mürettebatı denizden toplamak zor olduğundan güverteden güverteye alacak şekilde yaklaşmıştı. Savaş gemisinin sintine omurgası, destroyere bindi. Batarken HMS Express’i de çekmeye başladı. Büyük bir şans eseri destroyer bu baskıdan çıktı ve batmaktan kurtuldu. 13:20’de HMS Prince of Wales suda kayboldu. Filodaki destroyerler su yüzeyinde kalan mürettebatı toplarken, Japon uçakları üslerine geri dönüyordu. Repulse’nin 1309 kişilik mürettebatından, Kaptan Tennant dâhil olmak üzere 754 kişi kurtarıldı. Prince of Wales’den ise 1612 kişiden 1195’i kurtarıldı. Görev gücü komutanı ve gemi kaptanı hayatını kaybetti.

    HMS Repulse, HMS Prince of Wales ve HMAS Vampire
    HMS Prince of Wales mürettebatı, HMS Express’e tahliye ediliyor.

    İyi Haber, Kötü Haber

    Olay hızla yayıldı. Berlin, Bismarck’ın intikamının alındığı için Japonya’ya bir tebrik mesajı yolladı.

    Olayın ertesi günü İngiltere’de bir telefon çalıyordu. Churchill telefonu kaldırdı, arayan kişi Deniz Bakanı Amiral Sir Dudley Pound’du. Önce hafifçe öksürdü, sonra yutkunarak:

    – “Başbakan, size HMS Repulse ve HMS Prince of Wales’in Japonlar tarafından batırıldığını bildirmek zorundayım. Uçaklarla olduğunu düşünüyoruz. Amiral Phillips öldü.”

    -“Emin miyiz?”

    -“Kesin efendim.”

    Churchill hatıralarında şöyle devam ediyor: “Yalnız olduğum için Tanrı’ya müteşekkirim. Yatağıma geri yattım, kıvrıldım. Gördüğüm tüm savaşlar boyunca aldığım en şok edici haberdi. O gemiler için ne hayaller kurmuştum. Düşündükçe dehşete kapılıyordum. Ne yani? Şimdi Hint Okyanusu ve Pasifik’te, İngiliz ve Amerikan gemileri yok muydu? Bu geniş denizlerde Japonlar yüce ve güçlü, biz ise aciz ve zavallı kalmıştık.”

    Sonrası ve Günümüz

    Repulse ve Prince of Wales’in kaybı denizcilik tarihinde bir dönüm noktasıdır. Artık geniş güverteli gemilerin devri kapanıyordu. Etkin bir hava savunma sistemine rağmen, hava desteği olmadan gemilerin ciddi bir tehlike altında olduğu görüldü. HACS düzgün çalışsa bile dalga dalga gelen Japon bombardıman uçaklarına karşı fazlaca bir şansları yoktu. Eski dünya bu gemilere olan güvenini sorgulamaya başladı. Denizlerde gelecek artık uçak gemileri ve destroyerlere geçecekti. Japonya, 3 gün içinde Amerikan ve İngiliz filolarına çok ciddi zayiat verdi. Daha önemlisi; Yeni Zelanda ve Avusturalya, olası Japon saldırılarına karşı korumasız kalmıştı. Zaten ilerleyen aylarda Japonlar bu avantajı kullanacak, Hint Okyanusu ve Pasifik’te bazı noktaları işgal edecekti.

    HMS Repulse’nin batığı

    Batıklara yapılan dalışlarda HMS Prince of Wales’in aldığı tüm isabetler teyit edildi. Ancak Repulse’de sadece 2 torpil hasarı görülüyor. Bunun nedeni kurtulan kişilerin tarif ettiği diğer iki isabetin, geminin deniz tabanı altında kalan kısmında bulunması. Batık bölgesi mezar alanı ilan edilmesine rağmen şu paragraf gemilere gösterilen saygıyı ifade etmeye yetiyor:

    “HMS Repulse’nin pervanelerini çoktan çaldılar, arka kısmının tamamını dağıttılar ve HMS Prince of Wales’e en son geldiğimde, gövdeden ayrılmış, kaldırılmaya hazır büyük metal levhalar vardı. Enkazlar daha önce yağ sızdırmıyorlardı çünkü gövdeleri sağlamdı, ancak patlatma plakalara zarar verdi ve perçinleri kopardı, bu yüzden yağ sızmaya başladı.” -David Yiu (Friendly Waters Seasports Direktörü, Singapur)

    Dipçe

    • Seylan: Ceylon, 1972 öncesi Sri Lanka’nın bilinen adıdır.
    • HACS: High Angle Control System.
    • G3M “Nelly”: Type 96 “Rikko” kara tabanlı Japon orta bombardıman uçağı.
    • G4M “Betty”: Type 1 “Hamaki” kara tabanlı Japon orta bombardıman uçağı.

    Kaynaklar

    Content Protection by DMCA.com
  • in , ,

    Film Konusu Olan Bir Asker: Fritz Schmenkel

    Fritz Paul Schmenkel, Wehrmacht saflarını terk ederek Sovyet tarafına geçen tek Alman askeri değildi. Bu konuda yüzlerce örnek vardı. Yine de Nazilere karşı savaşan en tanınmış Alman ilticacı, Stettin’li eski bir işçi olan Fritz Schmenkel’di. Birkaç yıl boyunca Alman ordusuna karşı partizanlarla birlikte savaştı; düzinelerce başarılı operasyon ve sabotaj görevine katıldı. Ne yazık ki, hikâyesi ölümünden 20 yıl sonra öğrenilebildi.

    Wehrmacht amblemi, Demir Haç’ın farklı oranlarla stilize edilmiş hali.

    Fritz Schmenkel her zaman Nazizm’den nefret etmişti, özellikle de Naziler 1923’te bir komünist gösterisi sırasında babasını öldürdüğünden dolayı. Babası Paul Krause bir komünist olarak Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (NSDAP veya Nazi Partisi olarak da bilinir) politikasına açıkça destek vermemiş ve 1923’teki bir protesto gösterisi sırasında vurularak öldürülmüştü. Fritz babasının görüşlerini takip etti ve Almanya’nın Komünist Birliğine katıldı. Varzovsky tuğla fabrikasında ve daha sonra da Bytom şehrindeki bir fabrikada çalıştı. Büyük gizli mücadeleye hiç katılmadı ancak yine de Gestapo’nun sürekli gözetimi altında bulundu.

    Gestapo, Nazi Almanyası’nın gizli polis teşkilatı.

    Aralık 1938’de askere çağrıldı fakat hastalığını gerekçe göstererek askerlik hizmetini reddetti. Aktif savaş karşıtı çağrıları ve askerlik hizmetinden kaçması nedeniyle hapis cezasına çarptırıldı. Torgau Hapishanesine konuldu. Ardından 1941 yılında Wehrmacht’a katılmayı kabul etti. Ekim 1941’de serbest bırakıldıktan sonra yeniden eğitime alınan Schmenkel, topçu okuluna gönderildi. Eğitimden sonra onbaşı rütbesi ile Doğu cephesine transfer edildi. Ordudan firar etme kararını burada verdi. 25 Kasım 1941 günü eşi Erna’ya yazdığı son mektupta “Şimdi ne yapmam gerektiğini biliyorum” diyecekti. 1941 yılının Kasım ayı sonlarında, Smolensk bölgesinde konuşlanmış olan birliğinden firar ederek Kızıl Ordu birliklerine ulaşmaya çalışan Fritz Schmenkel, bu süre zarfında yerel köylerde saklanmaya çalıştı.

    İlk başta Smolensk bölgesinde bulunan Podmoshye köyünde saklandı. Buradaki yerel köylülerle Rusça konuşmayarak, yiyecek ile barınak temin etmek için sadece “Lenin, Stalin ve Thälmann’dan meydana gelen üç kelimeyi bir arada kullanarak iletişim kurmaya çalıştı. Karşılığında onlara ev işlerinde yardım etti ancak, 17 Şubat 1942’de Kurganova köyünde Alman askerleri tarafından gözaltına alındı. Firari olarak idama mahkûm edildi. Bu sırada köyü ele geçiren ve Schmenkel’i esir alan “Faşizme Ölüm” adlı partizan birimi tarafından kurtarıldı. Fritz’in hikâyesini öğrenen gerilla grubunun komutanı, Schmenkel’i aralarına almaya karar verdi. Ancak Partizanlar Schmenkel’in başından geçenleri öğrenmelerine rağmen ona fazla inanmadılar. Kendisine silah yerine sadece bir dürbün verildi. Yanlış adım atarsa onu vurmaya hazırlardı. İlk başlarda partizanlar onu sadece olumsuz muameleye maruz bıraktılar. Bazıları onu bir casus olarak gördü ve vurmak istedi. Bununla birlikte Schmenkel, partizan biriminin konuşlanmış olduğu bir köyde karşı karşıya geldiği ve Alman ordu birimini etkisiz hale getiremediği gibi düşman unsurları tarafından kuşatma altına alınmasına yol açan yoğun bir savaşın içinde kendini kanıtlama fırsatını elde etti. Schmenkel bir tüfek istedi ve ilk atışta bir Alman askerini öldürdü. Bu çatışmada mükemmel atış becerilerini göstererek partizan birimini kurtarmak için çok şey yaptı. Bu durumdan oldukça etkilenen partizanların güven ve saygısını kazandı. Ona “Ivan Ivanovich” takma adı ile birlikte kalıcı olarak bir silah verdiler.

    “Faşizme Ölüm”, Eylül 1943’ten bir duvar yazısı. (Bundesarchiv – CC BY-SA 3.0)

    Ivan Ivanovich, Alman silahlarıyla nasıl ateş edileceği konusunda partizanlara eğitim vermeye başladı. Partizanlara bir Alman MG42 makineli tüfeğinin nasıl kullanılacağını, savaşlara katılmayı, düşman malzemelerini ele geçirmeyi ve pusu ile yerel sabotaj görevlerinde bir Alman teğmeninin kimliğine bürünmeyi öğretti.

    Ağustos 1942’de Schmenkel Alman üniformaları giymiş bir grup partizan sayesinde 11 polisi yakalamayı başardı. Ekim 1942’de bir Alman generalinin üniformasını giyerek yiyecek ve mühimmat taşıyan bir Alman konvoyunun yolunu değiştirerek sonradan partizanlar tarafından etkisiz hale getirileceği ormanlık alana doğru ilerlemesini emretti.

    Sovyet partizanları

    Wehrmacht’a karşı savaşan bu Alman askeri hakkındaki bilgiler Berlin’e ulaşınca, Schmenkel’i yakalamak için başına bir ödül konulur. Sovyet vatandaşlarına sekiz hektar arazi, bir ev ve bir inek vaat edilirken, Alman askerleri ise 2000 Reichsmarks ve iki aylık tatil izni alacaklardı. Bazı mucizeler sayesinde Schmenkel ölümden kurtulmayı başardı. Ancak 23 Ocak 1943 günü Alman birlikleri tarafından “Faşizme ölüm” partizan birimini yok etmeyi amaçlayan büyük ölçekli “Falling Star” operasyonu başlatılır. 4000 partizandan 1500 den fazlası öldürülür ya da yakalanır.

    Smolensk ve Kalinin (şimdi Tver) bölgelerindeki Belsky ve Nelidovo’da operasyonlar gerçekleştiren partizan biriminin üyelerinin çoğu Mart 1943’te, bölgenin Sovyet birlikleri tarafından özgürlüğüne kavuşturulmasından sonra Moskova’ya gönderildi.

    Sovyet Komutanlığı, partizan faaliyetinden ziyade büyük sabotaj operasyonlarında Schmenkel’in eşsiz becerilerini kullanmanın daha iyi olacağına karar verdi. Haziran 1943’te Batı Cephesi’nin keşif bölümüne transfer edildi. Birtakım eğitimlerin ardından, Schmenkel Batı Beyaz Rusya’da faaliyet gösteren sabotaj-keşif birimi “Field” in komutan yardımcılığına atandı. Bu grubun işlevi, Orsha’nın kuzey bölgesinde özel görevler icra etmekti.

    Aralık 1943’te Schmenkel, iki izci, Ivan Rozhkov ve Vasily Vinogradov ile birlikte düşman hatlarının arkasındaki son görevine gönderildi. Birkaç hafta sonra, 1944’ün başlarında Alman işgal makamları tarafından iki arkadaşı ile birlikte yakalandı ve 15 Şubat 1944’te ölüm cezasına çarptırıldı. 22 Şubat 1944’te günü işgal altındaki Minsk şehrinde vurularak öldürüldü. Adı yıllarca unutuldu.

    Fritz Schmenkel’in adı, Sovyet güvenlik makamlarının (KGB) 1961 yılında Schmenkel’in askerleri tarafından öldürülen bir Polis birimi vakasını araştırdıkları sırada yeniden ortaya çıktı.

    Lenin Nişanı

    Bir Almanın partizan biriminden sorumlu olması sürpriz etkisi yaratır ve soruşturma ekibi hayatı hakkında ayrıntılı bilgi toplamaya başlar. Üç yıllık araştırmadan sonra, tüm detaylar netleştiğinde, Fritz Schmenkel’in ölümünden sonra en yüksek ödüllerle onurlandırıldığı anlaşılır: Lenin Nişanı ve Sovyetler Birliği Kahramanı ( The Order of Lenin and The Hero of The Soviet Union). Buna ek olarak, Erna Schafer ile evli ve bir oğlu ile iki kızı olduğunu öğrenmeyi başarırlar: Hans, Ursula ve Krist.

    Bu sayede Schmenkel’in popülaritesi önemli ölçüde arttı: makaleler, kitaplar ve filmlerin kahramanı oldu. Karısı Erna Sovyetler Birliği’ne davet edildi. Berlin’de bir sokağa (Doğu Berlin’de Fritz-Schmenkel-Strasse adlı bir sokak -1976’dan 1992’ye kadar- vardı) ve Doğu Alman Hava Kuvvetleri’nin 1. Savaş Filosuna (Jagdfliegergeschwader 1, kısaltma olarak JG-1) onun adı verildi. Ayrıca Fritz Schmenkel ismi Nelidovo (Rusya) şehrinde bir sokağın adıdır ve Minsk şehrinde onuruna bir anıt bulunmaktadır. 1977’de Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde çekilen “Ich will euch sehen” isimli film, Fritz Schmenkel’in hikâyesini anlatmaktadır.

    “Ich will euch sehen (Seni Görmek İstiyorum)” film kapağı, 1978.

    Ancak Sovyet bloğunun dağılmasından sonra, Fritz Schmenkel adı ikinci kez unutulmaya mahkûm edildi.

    6 Ekim 1964 günü Fritz Paul Schmankel gerilla hareketine aktif katılımı ile Büyük Vatanseverlik Savaşı yıllarında komuta muharebe görevlerinin yerine getirilmesi sırasında göstermiş olduğu kahramanlık ve cesareti sebebiyle ölümünden sonra Sovyetler Birliği Kahramanı unvanına layık görülmüştür.

    Eşi Erna Schafer’e yazdığı son mektubundan yapılan bir alıntı:

    Sovyetler Birliği Kahramanı unvanına ait altın yıldız madalası. Bu unvan alınabilecek en yüksek dereceli onursal unvandı.

    “Sonuna kadar seçilen yolda yürüdüğüm için neden olduğum endişeden dolayı senden özür dilerim. Ama hayatımın son saatlerinde davamdan vazgeçmiyorum. Ölümü cesaretle karşılayacağım, çünkü iyi bir amaç için ölüyorum.”

    Kaynaklar

    • Executed by Nazis – German Soldier Became a Hero of the Soviet Union

    www.warhistoryonline.com

    • How a German soldier became a Hero of the Soviet Union

    www.rbht.com

    Content Protection by DMCA.com
Load More
Congratulations. You've reached the end of the internet.