• in , , ,

    Cehennem Melekleri: Einsatzgruppen

    İkinci Dünya Savaşı esnasında işgal atındaki bölgelerde terör estiren ve adı birçok sivil katliam olayına karışan Einsatzgruppen, karıştığı insanlık suçları nedeniyle tarih kitaplarında kötü bir şöhrete sahiptir. Ağırlıklı olarak Polonyalıları, Romanları, Yahudileri ve siyasi muhalifleri hedef alan birim, özellikle Doğu Avrupa’da faaliyet göstermiştir. Savaşın başlarında Wehrmacht’a lojistik ve istihbarat sağlamakla görevlendirilse de Sovyetler Birliği’nin işgaliyle birlikte misyonu değişmiştir.

    Kuruluşu ve T4 Operasyonu

    Einsatzgruppen, Gestapo Başkanı Reinhard Heydrich tarafından kuruldu ve ilk olarak Mart 1938’de Avusturya’nın ilhakı esnasında devlet binalarındaki dokümanları ele geçirmekle görevlendirildi. Münih Antlaşması’yla birlikte Çekoslovakya’ya bağlı olan Südet topraklarının Almanya’ya verilmesiyle de bu bölgeye konuşlandırıldı. Burada on bine yakın Çek muhalif tutuklandı ve sorgulamaya tabii tutuldu. T4 Operasyonu olarak bilinen ve Alman ırkının ıslah edilmesi amacını güden planın en büyük uygulayıcısı oldu ve hem Almanya hem de daha sonra ele geçirilen bölgelerde yaşayan fiziksel-zihinsel engelli, homoseksüel ve akıl sağlığı yerinde olmayan insanların infazından sorumlu oldu.

    Reinhard Heydrich

    Savaş Yılları

    Almanya’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgal etmesiyle birlikte Einsatzgruppen, işgalde görev aldı ve Wehrmacht’a lojistik bilgi aktarımında bulundu. İşgal bölgelerinde orduyla koordineli bir biçimde hareket eden birim, savaş esnasında esir alınan Polonyalıları bilgi toplamak amacıyla sorguladı. Sokaklarda asayişi sağlamak amacıyla halka açık infazlar gerçekleştirdi. 1939 yılının sonuna kadar toplamda altmış beş bin Polonyalı sorgulandı ve öldürüldü. Yanı sıra Polonya’da yaşayan Yahudiler, Romanlar ve engelli insanlar da hedef alındı ve T4 Operasyonu’nun bir parçası olarak infaz edildi. Resmi olarak orduya bağlı olmasına rağmen emirlerin çoğunu Reinhard Heydrich’ten aldı ve bir süre sonra ordudan bağımsız hareket etmeye başladı. Orduda, Einsatzgruppen’ın insanlık dışı uygulamalarından rahatsız olanlar vardı. Örneğin Wehrmacht bünyesinde görev yapan Generaloberst Johannes Blaskowitz, işlenen suçlardan ötürü Adolf Hitler’e bir şikayet mektubu yolladı. Savaş esnasında bu tür olayların olabileceğini ve ordu içerisinde ayrışmaların olmaması gerektiğinden söz eden Hitler, Blaskowitz’in mektubuna olumsuz yanıt verdi. Polonya’nın işgalinin tamamlanmasının ardından SSCB ile yapılan anlaşmadan ötürü Polonya topraklarının doğusu SSCB kontrolüne girdi.

    Polonya’nın işgali esnasında Danzig’e giren Alman birlikleri.

    13 Mart 1941’de Adolf Hitler, olası bir Sovyet savaşına karşı Einsatzgruppen’ı görevlendirdi ve Sovyet topraklarında gerçekleştirilecek olan infazlardan dolayı birimin yargılanmayacağını bildirdi. 30 Mart’ta ordu ve SS mensuplarıyla bir toplantı gerçekleştirildi ve toplantıda SSCB’ye yönelik işgal planları üzerinde duruldu. Toplantıda yer alanlardan biri olan General Franz Halder, toplantıda konuşulan konuları şu sözlerle açıkladı:

    “Komünizm gelecekteki en büyük tehlike ve biz bu ideolojinin mensuplarını etkisiz hale getirmek için mücadele etmeliyiz. Düşmanı yenmekle kalmamalıyız, aynı zamanda Bolşevizmi Rus topraklarından arındırmalıyız. Doğuda yapılacak olan savaş batıdakinden daha sert olacak ve yıllardır halka komünizmi dayatan politik komiserler, siyasetçiler ve aktivistler imha edilmek zorunda kalınacak…”

    General Halder, konuşmasında Yahudilerden hiç bahsetmemiş olsa da Alman tarihçi Andreas Hillgruber, asıl hedeflerden birinin de Yahudiler olduğunu vurgulamıştır. Nitekim işgal başladıktan sonra hakimiyet altına alınan bölgelerde ikamet eden Yahudiler kurşuna dizilmek suretiyle infaz edilmiştir. Toplam üç bin kişiden oluşan birim, infaz faaliyetlerinin yanı sıra devlet binalarının ele geçirilmesinde de görev aldı. 2 Temmuz 1941 tarihinde Heydrich, tüm üst ve orta düzey devlet yetkililerin infaz edilmesini emretti. Bu emir; yerel yöneticileri, gazetecileri, parti üyelerini ve sosyalist aktivistleri de kapsıyordu. 8 Temmuz günü de, Sovyet topraklarında yaşayan ve 15 ila 45 yaş aralığındaki tüm Yahudi erkekler operasyon kapsamında suçlu ilan edildi ve vurulmaları emredildi. Nürnberg Yasaları’nda ırksal temizlik için koyulan şartların çoğu Sovyet topraklarında geçersiz sayıldı ve daha katı bir ırk politikası benimsendi.

    Litvanya’da gerçekleştirilen bir infaz.

    İnfazlara Litvanya, Ukrayna ve Letonya’da da devam edildi. Barbarossa Operasyonu’nun ilk haftalarında infaz edilen Yahudi sayısı on binlere ulaştı ve savaş boyunca katlanarak gitti.

    Ukrayna’da kurşunlanan kurbanlar.

    Einsatzgruppen’ın Eylül 1941’de yayınladığı durum raporu neticesinde Polonya ve Ukrayna’da toplama kampları inşa edilmeye başlandı. Einsatzgruppen, en büyük infazlarından birini 29-30 Eylül 1941’de Babi Yar’da gerçekleştirdi. Friedrich Jeckeln komutasındaki Einsatzgruppen birimleri iki günde 33.771 kişiyi öldürerek büyük bir katliama imza attı.

    Babi Yar Katliamı.

    Alman tarihçiler Klaus-Michael Malmann ve Martin Cüppers’in yaptığı araştırmaya göre bu birim, Doğu Avrupa’nın yanı sıra Yunanistan ve Ortadoğu’da görev yapmıştır. Yunanistan’ın işgalinin ardından burada yaşayan Yahudileri tespit ettiler ve toplama kamplarına sevk ettiler. Ardından Mısır’a nakledildiler, eski Irak başbakanı Reşid Ali Geylani ve Kudüs Müftüsü Emin el-Hüseyni’nin antisemitist söylevleri neticesinde destek buldular ve itibar elde ettiler.

    Yargılamalar

    Almanya’nın II. Dünya Savaşı’nı kaybetmesinin ardından Einsatzgruppen üyeleri, Müttefiklerin öncülüğünde gerçekleştirilen Nürnberg Mahkemeleri’nde yargılandı. Savaş ve insanlığa karşı işlenen suçlardan ötürü birçok üye idam cezasına çarptırıldı ya da ömür boyu hapse mahkum edildi. Sanıklardan biri olan SS-Gruppenführer Otto Ohlendorf, savaş esnasında doksan bin Yahudi’yi öldürdüğünü itiraf etti.

    Otto Ohlendorf

    SS-Standartführer Karl Jager’ın, Mart 1959’da ortaya çıkan belgeler neticesinde soykırım suçuna karıştığı teyit edildi ve idam cezasına çarptırıldı. Hohenasperg hapishanesinde tutulduğu esnada intihar etti. Einsatzgruppen hakkında ortaya çıkarılan belgeler arasında en ilginci de Denizaslanı Harekatı’na ilişkin olan plandır. Planda, Denizaslanı Harekatı’nın başarılı olması halinde bu birimin İngiltere’ye yollanacağı ve başta Winston Churchill olmak üzere birçok İngiliz yöneticinin infazında görev alacağı yazmaktadır.

    Kaynakça

    Content Protection by DMCA.com
  • in , , ,

    İmparatorluk Yeniden İnşa Ediliyor: İtalya’nın Arnavutluk’u İşgali

    İtalya, Benito Mussolini’nin emperyal hedefler gütmesi ve Roma İmparatorluğu’nu yeniden kurma isteğinin bir sonucu olarak Etiyopya’dan sonra Arnavutluk’a gözünü dikti. Arnavutluk, coğrafi konumu nedeniyle İtalya için stratejik bir öneme sahipti. Tarihsel olarak bakıldığında, Osmanlı devrinde Arnavut ayaklanmaları Avrupa’da geniş yankı buldu. İngiltere ve Fransa’nın Balkan coğrafyasında hegemonya kurmasını istemeyen İtalya ve Avusturya-Macaristan da bu ayaklanmaları destekledi. Birinci Dünya Savaşı esnasında İtalya, otorite boşluğundan yararlanarak Arnavutluk’un güneyini işgal etme fırsatını elde etse de bölgedeki Arnavutların sert isyanı sonrası 1920’de geri çekilmek zorunda kaldı. Bu başarısızlığı telafi etme arzusu, Mussolini’nin en önem verdiği dış politika hamlelerinden biri oldu.

    Benito Mussolini (1883-1945)

    Arka Planı

    Mussolini’den önce de İtalyan milliyetçileri için Roma İmparatorluğu’nun yegane parçası olarak görülen Arnavutluk, zamanla İtalyan kamuoyunda daha çok yer bulmaya başladı. Arnavutların genetik ve kültürel mirasının İtalyanlara benzediği iddiasıyla olası bir ilhakın meşruiyetine ortam hazırlandı. Mussolini iktidara geldikten sonra, birçok İtalyan şirketini Arnavutluk pazarına yönlendirdi ve ilk olarak iktisadi alanda kendisine bağlamaya çalıştı. 1926 ve 1927’de yapılan ticaret anlaşmaları ile İtalyan ekonomisi iyice Arnavutluk’a nüfuz etti. Arnavutluk’un ithalatının üçte birini İtalyan malları oluşturdu.  Ardından Arnavutluk Kraliyet Ordusu’nu İtalyan subaylar eğitmeye başladı. Bu gelişmelerden rahatsız olan Arnavutluk Kralı I. Zog, İtalyan baskısına boyun eğmeyi reddetti.

    Arnavutluk Kralı I. Zog

    1931’de, 1926 yılında yapılan ticaret anlaşmasını yenilemeyerek tepkisini gösterdi. Yugoslavya ve Yunanistan ile olan ticari ilişkilerini geliştirerek İtalya’ya gözdağı verdi. İtalya da bu olay üzerinde Arnavutluk kıyılarına İtalyan savaş gemilerini yanaştırdı fakat anlaşmanın yenilenmesini sağlayamadı. Aynı dönemde Nazi Almanyası, Avusturya’yı ve Çekoslavakya’nın Südet bölgesini ilhak ederken; İtalya, Arnavutluk üzerinde yeteri kadar baskı kuramadı. Ekonomik yollar ile baskı altına almanın işe yaramadığını gören Mussolini, Arnavutluk’a yönelik direkt işgal planını düşünmeye başladı. Bu planından ötürü İtalya Kralı III. Vittorio Emanuele tarafından sert bir muhalefetle karşılaştı.

    İtalya Kralı III. Vittorio Emanuele

    Kral, bu ilhakın manasız olduğu ve ekonomik olarak hiçbiri getirisi olmayacağı kanısındaydı. Ancak Mussolini, kararından caymayarak 25 Mart 1939 tarihinde Arnavutluk hükumetine ültimatom verdi. Ültimatoma göre İtalya, Arnavutluk’u hakimiyeti altına alacak ve Kral I. Zog ülkeden ayrılacaktı. Ayriyeten kralın ailesine bir miktar da para verilecekti. Arnavutluk hükumeti ültimatom haberini kamuoyundan bir süre gizlemeye çalıştıysa da İtalyan gazetelerinde boy boy yayınlanmasından ötürü Arnavutluk halkı sokaklara döküldü. Başkent Tiran’da İtalyanlara yönelik protesto mitingleri yapıldı. 6 Nisan’da, İtalyan Hava Kuvvetleri’ne bağlı uçaklar Avlonya ve Durres kentlerinin üzerinde uçarak broşürler attı. Broşürün içeriği, halkın işgale boyun eğmesinin Arnavutluk’a büyük fayda sağlayacağı yönündeydi. Arnavut hükumeti tarafından komünist esirlerin hepsi serbest bırakıldı ve direniş birlikleri oluşturuldu. Yanı sıra hükumette istifa edip ülkeyi terk eden bakanlar da vardı. Kral I. Zog, halka hitap ederek işgale karşı boyun eğilmeyeceğini söyledi.

    Durres Savaşı

    İtalyan Silahlı Kuvvetleri, 22.000 İtalyan askerini General Alfredo Guzzoni yönetiminde Arnavutluk’u işgal etmek üzere görevlendirdi. Deniz kuvvetleri tarafından da torpido botları ve kruvazörler ile desteklendi. Arnavutluk güçleri ise İtalya’ya nazaran oldukça yetersizdi. Sadece 500 asker, 4 devriye botu ve gönüllülerden oluşan birlikler; işgale karşı koymak amacıyla görevlendirildi. 6 Nisan sabahı işgal resmen başladı ve İtalyan savaş gemileri Durres’e demir atarak çıkartma yaptı.

    İtalya-Arnavutluk haritası

    Yapılan ilk iki çıkartmaya Arnavutluk güçleri tarafından aniden karşılık verildi. Yoğun makineli tüfek saldırısı altında kalan İtalyan askerleri geri çekilmeye zorlandı. Bu geri çekilmeye İtalyan donanması karşı koydu ve kıyıyı yoğun bombardımana tutarak Arnavutluk tarafına ağır hasar verdi. Saatlerce süren savaşın ardından İtalyanlar büyük ilerleme kaydetti ve Durres’in önemli bir kısmını hakimiyet altına aldı. Sevk edilen tank ve piyadeler işgali kolaylaştırdı. Bu savaşta Arnavutlar 51 askerini kaybederken, İtalyanlar kendi verilerine göre 25 askerini kaybetti. (Arnavutluk tarafı ölen İtalyanların 400 civarında olduğunu iddia etmektedir.) Durres tam manasıyla kontrol altına alındıktan sonra İtalyan birlikleri, başkent Tiran’a doğru hareket etmeye başladı. Durres’teki direniş, bu işgal sırasında İtalyanların en ağır kaybı verdiği çatışma oldu.

    İtalyan ordusu Arnavutluk’ta.

    Tiran ve İşkodra’nın İşgali

    İşgal, sabaha karşı başlamış ve saat 13.30’da tüm Arnavutluk limanları İtalyanlar tarafından kontrol altına alınmıştı. Haberi alan Kral I. Zog, ailesi ve bir miktar altınla birlikte Yunanistan’a kaçmak zorunda kaldı. İlerleyişini sürdüren İtalyan birlikleri, başkent Tiran’ı sert bir direnişle karşılaşmadan işgal etmeye başladı ve hükumet binalarını ele geçirdi. Tiran da kontrol altına alındıktan sonra İşkodra, Fier ve Elbasan’a hareket edildi. Fier ve Elbasan kolaylıkla ele geçirildiyse de İşkodra ancak 12 saat sonra kontrol altına alınabildi. Rozafa Kalesi’ne sığınan iki Arnavut subayı, ateşkes çağrısını reddedip mühimmatları bitene kadar savaştıysa da saatler süren çatışmanın ardından İşkodra ele geçirildi. 12 Nisan günü Arnavut parlamentosu, krallık tacını III. Vittorio Emanuele’ye takdim etti ve ülkenin İtalya ile birleşmesini onayladı. Başbakanlığa Arnavutluk’un en büyük toprak sahibi olan Şevket Verlaci, valiliğe ise Francesco Jacomoni atandı.

    İtalyan işgali esnasında kullanılan bayrak

    İşgalin Sonrası

    Çoğu askeri tarihçiye göre bu işgal, kötü planlanmış fakat Arnavut ordusunun zayıflığından dolayı başarıya ulaşmıştı. İtalyan Dışişleri Bakanı ve Mussolini’nin damadı Galeazzo Ciano’nun asistanı Filippo Anfuso, işgal hakkında “Eğer Arnavutlar sağlam bir orduya sahip olsalardı, bizi Adriyatik’e kadar sürüklerlerdi.” sözlerini sarf etmiştir.

    Arnavutluk’un işgaline dair bir afiş

    15 Nisan 1939’da İtalyan işgalindeki Arnavutluk, Milletler Cemiyeti’nden ayrıldı. Arnavutluk ordusu, İtalya Silahlı Kuvvetleri’ne bağlandı ve Arnavutlardan oluşan lejyonlar kuruldu. Ekonomi tamamen İtalyan hükumeti tarafından kontrol edilmeye başlandı. Arnavutluk’un başta petrol olmak üzere tüm yer altı kaynakları İtalyan şirketleri tarafından kullanıldı. II. Dünya Savaşı esnasında da Mussolini tarafından askeri üs olarak kullanıldı ve sınırındaki Yunanistan’ın işgaline tanık oldu. Eylül 1943’te İtalya’nın Müttefik devletler karşısında aldığı yenilgiden sonra Almanya’nın kontrolü altına girdi. Savaşın ilerleyen dönemlerinde Almanların güç kaybetmesiyle Arnavut komünist partizanlar geniş çaplı bir direniş hareketi başlattı ve ülkedeki işgalci kuvvetlere karşı bağımsızlık mücadelesi verdi. Mücadelenin başarıya ulaşmasıyla partizanların lideri konumunda olan Enver Hoca, savaş sonrası Arnavutluk’un ilk devlet başkanı seçildi.

    Kaynakça

    Content Protection by DMCA.com
  • in , , ,

    Suikastler Silsilesi: Nemesis Terörü

    Nemesis Operasyonu, 1920-1922 yılları arasını kapsayan ve Ermeni Devrimci Federasyonu’nun (Taşnak) başını çektiği bir olaydır. Birçok eski Osmanlı subayı ve Azerbaycan’ın bağımsızlığı için çalışan siyasetçi hedef alınmıştır. Operasyonun fikri ve fiili liderleri ise Erzurum doğumlu Karekin Pastırmacıyan ve Elazığ Ermenilerinden olan Şahan Natali idi.

    Operasyonun Fikri Liderlerinden Karekin Pastırmacıyan

    Ermeni Devrimci Federasyonu, özerklik talebinde bulunan irili ufaklı Ermeni dernekleri birleştirmek maksadıyla 1890’lu yıllarda çalışmalara başladı. Bu çalışmalar, küçük çaplı gerilla kuvvetler kurulmasını da kapsıyordu. Temmuz-Ağustos 1914’de gerçekleşen 8. Kongre, örgüt için bir dönüm noktası oldu.  İlk defa bağımsız Ermenistan’ın kurulması için diplomatik görüşmelerin yapılması kararlaştırıldı ve Rus hükümetiyle iletişime geçildi. Bu gelişmeler Osmanlı Dahiliye Nazırlığı’nı rahatsız etti ve Talat Paşa, 24 Nisan 1915’de çıkardığı emirle Taşnak’ın önde gelenlerini tutuklayıp sürgüne gönderdi. Sürgüne gönderilenlerin önemli bir kısmı da Tiflis’e gidip Ermeni Ulusal Konseyi’ni topladı. Konsey, Ekim Devrimi’nin yarattığı siyasi kargaşadan yararlanarak 28 Mayıs 1918’de Ermenistan’ın bağımsızlığını ilan etti. Taşnak’ın ileri gelenlerinden olan Ovannes Kaçaznuni ve Aleksandr Hatisyan, konseyin merkezini Erivan’a taşıdılar. Bu gelişmeyle birlikte Erivan, yeni kurulan Ermenistan’ın başkenti oldu. Ermeni Meclisi, Ermeni soykırımı iddiasını gündeme getirdi ve iddiada adı geçen Osmanlı devlet adamlarının yargılanmasını kararlaştırdı. Meclisin bir kısmı hukuki biçimde yargılanmalarını talep ederken bir kısmı ise suikast ile öldürülmeleri taraftarıydı. Neticede tartışma karara bağlandı ve suikast ile öldürülmeleri konusunda uzlaşıldı. Akabinde yaklaşık 200 kişinin bulunduğu “kara liste” oluşturuldu ve Ermeni Devrimci Federasyonu mensubu kişiler görevlendirildi.

    Ermeni Devrimci Federasyonu Amblemi
    Taşnak örgütünün liderlerinden Aleksandr Hatisyan

    Suikast timi kuruldu ve başına Grigor Merjanov getirildi. Şahan Natali’nin öncelikli hedefi Dahiliye Nazırlığı görevinde bulunmuş olan Talat Paşa’ydı. Talat Paşa için Natali’nin de yakından tanıdığı Soğomon Tehliryan seçildi. Tehliryan, 15 Mart 1921’de Talat Paşa’nın Berlin’de ikamet ettiği evin yakınlarında Paşa’yı silahla vurarak öldürdü, ardından da polise teslim oldu. Yargılamaların ardından akıl sağlığının yerinde olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildi.

    Talat Paşa

    Bu gelişmeler yaşanırken, SSCB’nin Ermenistan üzerinde baskı kurmasından dolayı bazı Taşnak yöneticileri bölgedeki Azerbaycan Türkleri ve Gürcülerle işbirliği yapmak durumunda kaldı. Baskıların artması neticesinde tüm Kafkasya Sovyetler Birliği’nin kontrolü altına girdi. Taşnak yöneticileri ise Avrupa’ya kaçtılar. Örgütün ileri gelenlerinden olan Şahan Natali, fikir ayrılıkları yaşadığından ötürü örgütten atıldı. Güç kaybeden örgüt, Soğuk Savaş dönemi zaman zaman adından söz ettirse de epey zayıfladı.

    Azerbaycan’ın ilk başbakanı Fatali Han Hayoski

    Operasyon kapsamında öldürülen kişiler; Azerbaycan’ın ilk başbakanı Fatali Han Hayoski, Talat Paşa, Azerbaycanlı siyasetçi Behbud Han Cavanşir, Said Halim Paşa, Bahaeddin Şakir, Eski Trabzon Valisi Cemal Azmi ve Cemal Paşa’dır.

    Cemal Paşa

    Fatali Han Hayoski’nin suikastinde görev alan Aram Yerganyan, Erzurum doğumlu bir Osmanlı vatandaşıydı. 1917’de Osmanlı ordusuna isyan eden Drastamat Kanayan’ın birliklerine katıldı ve Osmanlı’ya karşı savaştı. Sonrasında Ermeni Devrimci Federasyonu’na katıldı. Doğu Anadolu ve Karadeniz vilayetlerini yakından bildiği için federasyona çeşitli bilgiler sızdırdı. Ermenistan’ın SSCB tarafından işgal edilmesinin ardından Tiflis’e gitti ve Hayoski’ye yapılacak olan suikasti planladı. 19 Haziran 1920’de işlenen suikasttan sonra İstanbul’a gitti. İstanbul’da bir süre kaldıktan sonra yeni planlar için Berlin’e gitti. 17 Nisan 1922’de Bahaeddin Şakir’i öldürdü. Yakalanamadı ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde yaşadıktan sonra Cordoba’ya yerleşti. Tüberküloz hastalığına yakalandı ve 34 yaşında öldü.

    Son Osmanlı sadrazamlarından olan Said Halim Paşa’nın katili Arshavir Sirakyan ise İstanbul doğumluydu. Ailesinin de Ermeni Devrimci Federasyonu’na üye olması sebebiyle genç yaşlardan itibaren politikayla ilgilendi. Federasyonun suikast timinde yer almaya karar verdi. İlk hedefi, İttihatçılara Ermeni çetecilerin ismini veren Vahe Ihsan Esayan’dı. 27 Mart 1920’de Esayan’ı öldürdü ve akabinde Said Halim Paşa’yı öldürmek üzere Roma’ya gitti. 5 Aralık 1921’de ikamet ettiği konağın yakınlarında suikasti gerçekleştirdi. Sonrasında Aram Yerganyan ile birlikte Berlin’de Bahaeddin Şakir ve Cemal Azmi’yi öldürdü. 1923’te New York’a taşındı ve evlendi. Ermeni cemaatlerinde görev aldıktan sonra yazılar yayımlamaya başladı. 1973’te, 73 yaşında öldü. Ermeniler tarafından ulusal kahraman olarak görülmüş ve onurlandırılmıştır.

    Talat Paşa’nın Katili Soğomon Tehliryan

    Nemesis Operasyonu’nun en meşhur faili Soğomon Tehliryan’dır. 2 Nisan 1896’da Erzurum’da doğan Tehliryan, imparatorluk içerisinde baş gösteren isyanlardan ötürü ailesiyle birlikte Sırbistan’a taşındı. 1905’te döndü ve Erzincan’da eğitimine devam etti. Lise eğitimini İstanbul’da tamamladı ve mühendislik eğitimi almak için tekrardan Sırbistan’a gitti. Haziran 1914’de, Osmanlı’ya karşı savaşmak için Kafkasya’ya geçti. Bir süre istihbarat ve lojistik faaliyetlerinde bulunduktan sonra Nemesis Operasyonu’na katıldı. Tehliryan’ın en önemli hedefi, Talat Paşa’ydı. Bu nedenle Almanya’ya gitti ve Talat Paşa’nın kaldığı evin yakınlarında bir ev kiraladı. 15 Mart 1921 sabahı, Paşa’yı takip etti ve Luger tabancasıyla suikasti gerçekleştirdi. Olay yerinden kaçmadı ve Alman polisi tarafından yakalandı. Yargılanmasının ardından akıl sağlığının yerinde olmadığına kanaat getirildi ve beraat etti. Akabinde Yugoslavya’ya taşındı ve evlendi. Bir süre Paris’te yaşadıktan sonra San Francisco’ya yerleşti. 1960’da beyin kanaması sebebiyle öldü. Ermeniler tarafından ulusal kahraman olarak yad edilmektedir.

    Kaynaklar

    Content Protection by DMCA.com
Load More
Congratulations. You've reached the end of the internet.