• in , ,

    Birinci Dünya Savaşı’nın Avrupa Toprakları ve Ormanları Üzerine Etkileri

    Yazar: Drew Heiderscheidt / The Undergraduate Research Journal at the University of Northern Colorado, 2018

    Çeviren: Atakan İskender / Muharebe Tarihi, 2020

    Okumak üzere olduğunuz makale Drew Heiderscheidt tarafından kaleme alınmıştır ve Emre Kazancı’nın katkılarıyla Atakan İskender tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Makalenin aslı ilk kez The Undergraduate Research Journal at the University of Northern Colorado’nun 7. sayısında yayımlanmıştır. Okuyucunun metni anlamasına katkı sağlamak için  çevirmen tarafından yazılan açıklamalara “*” işareti konmuştur ve metnin sonuna eklenmiştir. Tercümeye eklenen fotoğraflar makalenin aslında yoktur, çevirmen tarafından eklenmiştir.

    Giriş

    Birinci Dünya Savaşı o zamana kadar dünya tarihinin gördüğü en büyük savaştı. Savaş iki taraf arasında yaşandı: Müttefik Kuvvetler (Fransa, İngiltere, ABD ve diğerleri) ve Merkezi Güçler (Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve diğerleri). Makineli tüfekler, daha büyük toplar ve kimyasal silahlar gibi yeni savaş teknolojilerinin ortaya çıkmasıyla o zamana değin dünyanın gördüğü en ölümcül savaş olmuştu. Savaşın her iki tarafında 8 milyondan fazla insan öldü ve bundan milyonlarca fazlası da yaralandı. Ancak, savaşın insan üzerindeki hafife alınmayacak etkilerinin yanı sıra, Birinci Dünya Savaşı, başta Fransa olmak üzere Avrupa’nın topraklarını ve ormanlarını önemli ölçüde değişime uğrattı. Belçika ve İngiltere’deki orman örtüsü savaş yüzünden önemli ölçüde azaldı ama Fransa büyük ölçüde değişti, savaş öncesindeki muhtelif ekosistemler savaştan sonra tek türlü ekolojik yapılara dönüştü. Bu azalmanın ve dönüşümün nedenleri toplar gibi yeni teknolojiler ve büyük kısmı savaş zamanı gereksinimi olan siperlerin inşasına giden keresteydi.

    Avrupa’nın toprakları da Birinci Dünya Savaşı’ndan ağır etkilendi ve bakır (Cu) ve kurşun (Pb) gibi ağır metallerle, ayrıca patlamamış mühimmatlarla önemli ölçüde kirlendi. Toprak kirlenmesi özellikle Fransa’da yaygındı ve bu durum, yaşanılamaz kabul edilen bölgenin kordona alınmasını öngören “Zone Rouge” (Kırmızı Bölge) politikasının hükumet tarafından uygulanmasına yol açtı. Temel olarak toprağın formasyonu ve pedogenezi; bombardıman, kraterleşme ve toprak horizonlarının karışması gibi etmenlerden etkilenmişti. Birinci Dünya Savaşı’nın Avrupa’nın toprakları ve ormanları üzerindeki etkisi özellikle Batı Cephesi’nin en büyük çarpışmalarının yaşandığı Fransa’da fark edilebilir.

    Bu çalışmada Birinci Dünya Savaşı’nın insani etkilerinin çevre üzerindeki sonuçlarını, toprağın ve ormanların nasıl etkilendiğini inceleyerek tartıştım. Özellikle savaş öncesi ve sonrası ormanların bileşimine baktım ve ormansızlaşmaya neden olan etmenleri tetkik ettim ve savaş sırasında toprağı etkileyen iki unsuru inceledim. Birinci olarak, ağır metallere ve kimyasal silahların kullanımına bağlı toprak kirlenmesini ele aldım; ikinci olarak siperlerin inşası, topçu ateşi gibi defansif ve ofansif eylemlerin toprağın bozunumuna olan etkisini etüt ettim. Bu çalışmada bir kaç farklı kaynak kullandım. Öncelikle Birinci Dünya Savaşı sırasında savaşan askerleri, özellikle 1914-1918 arasında aktif olan ormancılık merkezli dergilerden kayıtları, ayrıca bazı kurgu bölümlerini birincil kaynak olarak kullandım. Topçunun çevreye verdiği yıkımı, sonrasında da toprak ve ormanda yarattığı değişimi bağlamsallaştırabilmek adına, gerçekten olmuş gibi aktarılan kurguları dahil ettim. İkincil kaynaklar olarak; çevre tarihi, coğrafya, jeoloji, biyoloji ve ormancılık çalışma alanlarındaki çok sayıda kaynaktan yararlandım. Kullandığım kaynaklara karar verirken Birinci Dünya Savaşı ile doğrudan ilgili olmalarını kriter olarak belirledim; savaştan önceki orman ve toprak örtüsü, savaş sırasında ormanların ve toprağın bozunumu ve savaştan sonra ormanlardaki ve topraktaki değişim hakkında açıklamalar eklemek istedim. Sonuçta bu kaynaklar Birinci Dünya Savaşı’na, özellikle savaşın doğal çevrede yarattığı etkiye dair tarihsel-ekoloji yaklaşımı sentezlemek için kullanıldı. Bu bakış açısı muharebenin, en başta da topçuların, Birinci Dünya Savaşı kadar büyük bir ölçekte genel çevreyi nasıl etkilediğine dair yeni fikirlere ışık tutuyor.

    Birinci Dünya Savaşı’ndan Önce Avrupa’daki Ormanlar

    Birinci Dünya Savaşı, Avrupa ormanlarını derinden etkiledi. A. D. Gristwood’un The Somme adlı romanında ormanların tahribatına dair yaptığı betimlemede Fransa’yı -ki bu tarif Birinci Dünya Savaşı süresince Avrupa’daki alanların bir çoğu için de geçerlidir- “harap ülke” olarak tarif eder, buralar “ayın yüzeyine” benzer, “cansız, kıraç ve lanetlenmiştir”. Nitekim araştırmacılar saldırıların çok büyük topçu ateşleriyle başladığı Ağustos 1914 – Kasım 1918 arasındaki savaş döneminde Almanya, Fransa ve İngiltere’nin 1.45 milyar mermi ateşlediğini tahmin etmektedir. Sürekli olarak ateşlenen bu miktardaki mühimmat (savaşlar sırasında gökten yağmur gibi sürekli olarak mermi yağıyordu) yalnızca Fransa’daki değil, Belçika’daki ve diğer alanlardaki ormanları da tahrip etti. Birinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusunda görevli olan ormancı P. S. Risdale’e göre Kuzey Fransa’daki ağaçların bir kısmı doğrudan kesilerek ya da savaş sırasındaki bombardımanlarda parçalanarak yok olmuş; bir kısmı ise mermi delikleri ve şarapnel yaraları ile hastalıklara ve böceklere karşı açık hale gelmişlerdir. Gerçekten de Fransa’daki ormanların çoğu mermilerle ya da topçuyla tahrip edildi çünkü savaşların çoğu bu bölgede oldu. Fransız ormancı Louis Marin “ormanlar her yerde askerlerimiz için değerli bir yardımcıydı, onların içinde gizlendiğimiz dönemler en az kayıp verdiğimiz zamanlardı” diye yazmaktadır. Marin’e göre Fransa’da en çok zarar gören ormanların olduğu bölgeler savaş alanına en yakın olanlardı; bu ormanlar isabet aldığında kendini iyileştiremeyecek duruma geliyordu, bundan dolayı ateş yakmak ve yollar inşa etmek için bu ormanlardan yararlanılıyordu.

     

    Meuse-Argonne Harekatı sırasında Alman mevzilerine 37 milimetrelik hafif piyade topuyla ateş açan Amerikan askerleri, 1918.

    Savaşta kullanılan silahlardan dolayı ormanlar büyük zarar görse de, Avrupa’daki ormanların çoğu muharebenin etkilerinden değil, aşırı kullanımdan dolayı yok oldu. Bu özellikle Belçika için geçerlidir. Risdale’e göre ülkenin ormanları pratik olarak yok edildi. Elde edilen kerestenin büyük bölümü yolların, kışlaların, siper sistemlerinin, sığınakların  inşasına yönelik olarak askeri amaçlarla; bir kısmı ateş yakmak için, ihtiyaç duyulandan fazlası ise Almanya’ya sevk edilerek ev inşaatlarında kullanıldı. Chris Pearson Mobilizng Nature isimli kitabında savaşın ormancılık üretimini nasıl bir askeri çabaya dönüştürdüğünü ve orman yönetimi politikalarının kereste üretimini dengede tutarak uzun vadede ormanları koruduğuna inanmak üzere eğitilen ormancıları ne kadar kaygılandırdığını açıklamaktadır. Gerçekten de siperlerin, yolların, kampların ve diğer askeri gereksinimlerin devasa miktarlarda keresteye ihtiyaç duyması Belçika ve Fransa ormanlarından büyük alanların kesilmesine neden olmuştu. En çok keresteye ihtiyaç duyulan alanlar siper ve yol inşaatlarıydı. Bu noktada yapılan yollara kadife yollar deniyordu çünkü bunların görünüşü kadifeye benziyordu; temelde ağaç kütükleri bulunuyordu, bunun üzeri dallarla ve nihayetinde toprakla kapatılıyordu; bu yöntem binlerce ağacın kesilmesine neden olmuştu. Fransız Ormancılık Servisi’ne göre Birinci Dünya Savaşı sırasında 350,000 hektardan fazla orman yalnızca Fransa’da kesilmişti, bu normal koşullarda altı yılda elde edilebilecek kereste miktarına denk düşmektedir.* Savaş gereksinimleri için ne kadar ağaç kesildiğini bir bağlama oturtmak için Fransa’da çalışan Amerikan ormancılarını dikkate alabiliriz. Savaşın son iki yılında Amerikalı ormancılar 220 milyon board feet** kereste; 3,051,137 standart ölçekte ahşap demiryolu traversi, 1,926,693 adet muhtelif parçalar (dikenli tel ayakları dahil) ve 534,000 yakacak odun üretmişti –bu veriler savaşın son iki yılında dahil olan ABD için geçerliydi-. Bu devasa rakamların büyüklüğünü daha iyi anlamak için savaş öncesinde ABD’nin yıllık kereste üretiminin 65 milyon board feet olduğunu belirtebiliriz.

    İster doğrudan savaştan dolayı, isterse savaşın bir dolaylı sonucu olarak olsun Avrupa ormanları Birinci Dünya Savaşı sırasında tahrip edildi. Ormanların tahribatı özellikle Fransa’da şiddetliydi ve bugün bu durum hala kolayca gözlemlenebilir. Batı Cephesi’ndeki savaşların büyük kısmının Fransa’da yaşanmasının, Fransa’yı çevresel bağlamda orantısız olarak etkilediğini teorize edebilirim. Joseph Hupy Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Fransa’nın ormanlarının son derece çeşitli ve kapsayıcı olduğunu gözlemledi; Avrupa Kayını, Avrupa Gürgeni, Avrupa Meşesi ve İngiliz Meşesi bulunuyordu. Ancak savaştan sonra bu ağaçların neredeyse tamamı yok olmuştu. Şimdi ormanlarda yalnızca Avrupa Kayını ile Avusturya Çamı hakim hale gelmişti, bu tür çeşitliliğinde ciddi bir azalma anlamına geliyordu. Aslında Avrupa ormanları yalnızca Birinci Dünya Savaşı’nın doğrudan etkilerinden değil, aynı zamanda siper sistemleri ve yollar için gereken kereste ihtiyacından dolayı da büyük zarar gördü.

    Bir zamanlar orman olan Flanders’in İngiliz ve Alman toplarından ateşlenen sayısız mermiden sonraki hali.

    Birinci Dünya Savaşı Sonrası Toprak Kirlenmesi ve Bozunumu

    Avrupa toprakları da özellikle ağır metallerden ve hardal gazı gibi zehirlerden etkilendi. Ancak kirlilik seviyesinin farklı bölgelere açılan topçu ateşi miktarıyla bağlantılı olduğu açıkça ifade edilmelidir. Ypres bölgesini inceleyen bir çalışmada (1914, 1915 ve 1917 yıllarında üç savaşın yaşandığı alandır) Meirvenne ve meslektaşları toprakta yüksek konsantrasyonlarda bakır ve kurşun buldular. Normalde topraktaki bakır oranı 17 mg kg-1 düzeyindedir; Ypres’te yapılan çalışmada ise örnek verilerinin üçte biri bu düzeyin üzerindeydi ve verilerin yüzde 1.2’si 200 mg kg-1 değerini aşmıştı. Bununla birlikte kirlenme oranı lokasyona bağlıdır, bazı bölgelerde (bunu topçuyla en çok vurulan bölgeler olarak ifade edebilirim) topraktaki kurşun ve bakır varlığı önemli ölçüde yüksektir. Meirvenne’nin grubunun araştırmasına göre savaş bölgelerindeki toprakta 10 ila 60 mg kg-1 arasında bakır bulunan örnek sayısı daha fazlayken, savaş alanı dışında yüksek oranda bakır içeren örnek sayısı daha azdır.

    Meerschmann ve diğerleri, Belçika’daki toprak kirliliği üzerine yaptıkları araştırma sırasında benzer sonuçlara varmışlardır. Coğrafi olarak değişmekle birlikte, bir çok alanda, özellikle de geride kalan mühimmatın gömüldüğü mıntıkalarda çok yüksek miktarda toprak kirlenmesi tespit edilmiştir. Böylece, “ağır metallerin çevresel etkisinin bölgesel ölçekte ihmal edilebilir düzeyde olduğu” sonucuna varmışlardır. Aynı durum Slovenya Cephesi boyunca da görülmektedir; P. Souvent ve S. Pirc yaklaşık 1100 km2 tarımsal ve ormanlık alanın, askeri yapıların inşası ve topçu ateşiyle fiziksel olarak zarar gördüğünü ve kimyasal olarak kirlendiğini ve bu alanlardaki bakır, kurşun, cıva, antimon ve çinko seviyelerinin yüksek olduğunu bulmuştur. Bütün bu çalışmalar, bazı bölgelerde topraktaki bakır ve kurşun kirliliğinin anormal biçimde yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte bazı bölgelerde de bu değerler düşüktür. Bu durum lokasyonun önemini göstermektedir, Ypres gibi ağır topçu bombardımanı geçirmiş bölgelerde kirlilik düzeyi diğer bölgelerden yüksektir.

    Ancak toprak kirliliğinin en şiddetli olduğu yer Fransa’ydı. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Fransız hükumeti, Kuzey Fransa’daki Lille’den Nancy’nin Güneybatısına kadar uzanan bir alanı, toprak kirliliği ve patlamamış mühimmatlar sebebiyle yaşanılamaz bölge olarak tanımladı ve “Zone Rouge”  ilan etti. Birinci Dünya Savaşı Avrupa topraklarını ağır metallerle ve bazı durumlarda kimyasal savaşta kullanılan zehirlerle kirletti ama zararın boyutu lokasyona bağlıdır, bütün bir bölgede dahi zararın boyutu önemli ölçüde değişmektedir.

    Birinci Dünya Savaşı sırasındaki toprak kirlenmesinin önemli bir kaynağı daha vardır: kimyasal silahların kullanımı. Savaş sırasında ateşlenen topçu mermilerinin yüzde 5’i kimyasal silah olarak tanımlanabilecek içerikler ihtiva ediyordu ve genellikle hardal gazı içeriyorlardı. Bu silahların üretiminde kullanılan kimyasallar hala çevrede bulunmaktadır. Meirvenne ve meslektaşları yaptıkları çalışmada savaş alanlarında ve özellikle mühimmatların gömüldüğü sahalarda arsenik miktarında artış olduğunu bulmuşlardır. Bu durum bölgede yaşamaya devam eden insanları etkilemektedir ve aynı çalışmada hardal gazı ile kirlenen toprakların onlarca yıl boyunca akut ve kronik olarak insan sağlığını tehdit ettiğini, aynı zamanda yeraltı sularını etkilediği belirtilmiştir.

    Toprak kirlenmesinin dışında Birinci Dünya Savaşı siperlerin inşası ve topçu ateşi gibi defansif/ofansif aksiyonlar sonucunda Avrupa topraklarını etkilemiş ve toprak horizonlarının bozulmasına neden olmuştur. Giacomo Certini ve meslektaşlarına göre insanın toprak bozunumu üzerindeki etkisi defansif amaçlarla Batı Cephesi’ndeki geniş siper sistemlerinin inşasının bir yansımasıydı. Toprağın yer değiştirmesi sonucunda, toprak horizonları bozuldu ve karıştı, toprak pedgonezini (toprak formasyonunu ve oluşumunu) kesintiye uğrattı.

    Toprak topçu ateşi yüzünden de bozulmaya uğradı. Joseph Hupy Introducing Bombturbation isimli makalesinde “Bombturbation” kavramını toprağın muharebe ve muharebeyle ilgili diğer etmenlerle nasıl kraterleştiğini ve karmakarışık bir hal aldığını tarif etmek için kullandı. Bombturbation özellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında yaygındı çünkü kullanılan mermiler temas halinde infilak ediyordu, daha sonraki savaşlarda, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nda, kullanılan mermiler yüzeyin üzerinde infilak ediyordu. Toprağa temas ederek infilak eden mermiler toprakta çok daha fazla bozulmaya neden oluyordu. 70 milimetrelik mermiler ateşleyerek bir metreden daha küçük kraterden oluşturanlardan, devasa 420 milimetrelik mermiler ateşleyen ve 10 metre genişliğinde, 5 metre derinliğinde krater oluşturanlara kadar farklı kalibrelerde bir çok top kullanılmıştı. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa’daki, özellikle de araştırmacıların Şubat-Ağustos 1916 arasında Almanya ve Fransa tarafından 60 milyon top mermisi ateşlendiğini tahmin ettiği Verdun gibi bölgelerdeki toprak bozunumu devasa ölçekteydi. Hupy ve meslektaşları Avrupa’daki peyzaj bozulumunun her iki siper hattında da ortalama olarak en az 20 kilometrelik alanı kapsadığını keşfetti ancak bir çok bölge bundan dahi daha fazla zarar görmüştü. Birinci Dünya Savaşı sırasında topçu ateşiyle en az 20 milyon krater oluştuğunu buldular ancak diğer tahminler bu sayının 50 milyona ulaştığı yönündedir. Topçu ateşinin yol açtığı toprak bozulumuna dair bir bakış açısı oluşturmak için Verdun’daki, 304 numaralı tepe ele alınabilir. Savaşın başında 304 numaralı tepenin deniz seviyesinden yükseliği 434 metreydi. Savaştan sonra bu yüksekliğin 4 metre azalarak 430 metreye düşmüş olduğu görüldü.

    Fransa, Verdun’da savaştan kalan kraterleşme ve toprak horizonlarının bozulumu günümüzde açıkça görülüyor.

    Top mermilerinin vuruşu ve sonraki etkilerinin çevre üzerindeki tesiri de açıklanmalıdır. Top mermilerinin patlamasının yarattığı şok dalgaları toprağın yapısını bozmuştur. Patlayan mermi bir şok dalgası yayar ve toprağı ve taşı hareket ettirir, neredeyse tam bir daire oluşturarak kraterin içindeki toprağın çoğunu etrafa yayar. Bu durum toprağın kompozisyonunu ve özellikle alandaki toprağın pedogenizi değiştirdi. Hupy’e göre:

    “Kraterleşerek bozulmuş alanların içindeki ve çevresindeki toprak pedogenezleri, savaş alanlarının bozulmamış bölümlerindeki benzer muadillerinden çok daha farklı bir toprak gelişim evrimi sürecine girmişlerdir, bu savaşın kelebek etkisidir. Savaş öncesinde topraklar üzerinde hakim olan talaş serme, nemlendirme, süzme, ayıklama ve ayrıştırma süreçleri krater mikrotopoğrafyasından etkilenerek yoğunluk ve patern olarak değişime uğradı.”

    Böylece, Birinci Dünya Savaşı’nın doğrudan sonucu olarak Avrupa’nın bir çok bölümünde toprak kompozisyonu değişti. Bugün dahi bu toprak bozunumu Avrupa’da, özellikle Fransa’da net bir şekilde görülebilir.

    Top mermilerinin diğer bir yan etkisi yerel bölgelerdeki su tabakalarını tahrip etmesiydi: bazı durumlarda su sızdırmayan tabanlarda ve toprak katmanlarında kraterler yüzünden gedikler açıldı, bu bitki örtüsünün sığ su kaynağından mahrum kalmasına neden oldu. Ayrıca bu suyun toprak boyunca akış yönünü de değiştirdi ve sıklıkla kraterlerlerde birikmesine sebebiyet verdi. Hupy’e göre böylesi bir süreç, içindeki organik maddenin nemlenmesini hızlandıran mikro ve makrofaunaya uygun ortam sağlar. Kraterlerin tabanlarında kalan temel kaya bölümlerinin beklenenden hızlı hava alması muhtemelen kraterlere doğru hareket eden su miktarının artmasından kaynaklanmaktadır. Elbette bu toprağa sızan su miktarını artırmıştır. Bununla birlikte, bu durum normalde tamamen hava almayan, bitki yetiştirmeye uygun solum*** katmanları olan O (toprağın çoğu organik maddeden oluşan katmanları) ve A (humus) horizonlarının asitlenmesine neden olmuştur. Sonuç olarak, Birinci Dünya Savaşı’nın bir sonucu olarak topraklar kirlenmiştir ve bozulmuştur hatta toprak kompozisyonu dahi bundan etkilenmiştir.

    Top mermisinin açtığı kratere dolan suda temizlenmeye çalışan askerler, 13 Mart 1918.

    Sonuç

    Birinci Dünya Savaşı 1914 yılına kadar dünyanın görmüş olduğu en büyük savaştı. Muazzam ölüm sayıları ve benzeri görülmemiş miktarda yıkımla, çoğu insan Birinci Dünya Savaşı’nı sadece “Büyük Savaş” olarak anmaktadır. Ancak, görünüşe göre savaşın çevre üzerindeki etkisine çok az ilgi gösterilmişti. Kasıtlı olsun ya da olmasın, çevresel yıkım savaşın bir yan ürünüydü. Avrupa’daki ormanlar, özellikle Fransa’dakiler, topçu ateşi ve yol ve siper sistemlerinin inşası sebebiyle harap oldu. Araziler özünde ıssız, çorak alanlar haline geldi. Toprak da savaştan etkilendi, birçok bölge bugün dahi hala etkisi süren ağır metaller ve kimyasallardan kaynaklanan kirlilikle yüz yüzedir. Bombturbation ve kraterleşme, toprak horizonlarının ve su katmanlarının değişmesine neden olarak bozulmaya neden oldu. Savaşın çevresel etkileri monokültür ormanlarında ve Birinci Dünya Savaşı’nın savaş alanlarında yer alan sayısız kraterlerde bugün hala gözlemlenebilir.

    Çevirmenin Notları:

    * 350,000 hektar 3500 kilometrekare etmektedir. Kesilen orman miktarına dair fikir vermesi açısından Kocaeli ilinin yüzölçümünün 3,397 kilometrekare olduğunu belirtebiliriz.

    ** ABD ve Kanada’da kereste hacmi ölçü birimi; 2.35973722 litreye karşılık gelmektedir.

    *** Toprak bilimindeki solum (çoğul, sola), aynı toprak oluşum koşullarına maruz kalmış yüzey ve toprak altı katmanlarına verilen isimdir.

    Kaynaklar

    • Brantz, Dorothee. “Environments of Death: Trench Warfare on the Western Front, 1914-1918.”
    • In War and the Environment: Military Destruction in the Modern Age, edited by Charles
    • E. Closmann, 68-91. College Station, TX: Texas A&M University Press, 2009.
    • Certini, Giacomo, Riccardo Scalenghe, and William I. Woods. “The impact of warfare on thesoil environment.” Earth-Science Reviews 127 (2013): 1-15.
    • Forest Service, U.S. Department of Agriculture. “Status of the interior Columbia Basin: summary of scientific findings.” General Technical Report (GTR), 1996.
    • Gristwood, A.D. “The Wasteland.” In The Vintage Book of War Fiction, edited by Sebastian
    • Faulks and Jorg Hensgen, 38-48. New York: Vintage Books, 2002.
    • Hupy, Joseph P. and Randall J. Schaetzl. “Introducing ‘bombturbation,’ A Singular Type ofDisturbance and Mixing.” Soil Science 171, no. 11 (November 2006): 823-836.
    • Hupy, Joseph P. and Randall J. Schaetzl. “Soil development on the WWI battlefield of Verdun, France.” Geoderma 145 (2008): 37-49.
    • Hupy, Joseph P. and Thomas Koehler. “Modern warfare as a significant form of zoogeomorphic disturbance upon the landscape.” Geomorphology 157-158 (2012): 169-182.
    • Keegan, John. The First World War. New York: Vintage Books, 1998.
    • Meerschmann, Eef, Liesbet Cockx, Mohammad Monirul Islam, Fun Meeuws, Mare VanMeirvenne. “Geostatistical Assessment of the Impact of World War I on the SpatialOccurrence of Soil Heavy Metals.” AMBIO 40 (2011): 417-424.
    • Meirvenne, M. Van, T. Meklit, S. Verstraete, M. De Boever, and F. Tack. “Could shelling in the First World War have increased copper concentrations in the soil around Ypres?” European Journal of Soil Science 59 (April 2008): 372-379.
    • Pearson, Chris. Mobilizing Nature: The Environmental History of War and Militarization inModern France. New York: Manchester University Press, 2012.
    • Risdale, P.S. “Shot, Shell and Soldiers Devastate Forests.” American Forestry 22 (1916): 333-340.
    • Souvent, P. and S. Pirc. “Pollution caused by metallic fragments introduced into soils because ofWorld War I activities.” Environmental Geology 40, no. 3 (January 2001): 317-323.
    Content Protection by DMCA.com
  • in , ,

    Atlantik Korsanları: Operasyon Berlin

    1940 Temmuz ayında Fransa tamamen düşmüştü. Hitler, Britanya’ya bir çıkarma yapılması için planlara hemen başlanmasını emretti. “Deniz Aslanı” adı verilen plan ana hatlarıyla; Luftwaffe gökyüzünü temizlerken, Kriegsmarine’in İngiltere’nin güneyine çıkarma yapması esasına dayanıyordu. Batı Saha Grup Komutanı Oramiral Alfred Saalwächter’in taktiklerini denizde uygulama sorumluluğu Amiral Günther Lütjens’e verildi. Lütjens, elindeki imkânlarla olabilecek en iyi planı yürütmek için teknikler geliştirdi. Fakat Norveç Cephesi, Kriegsmarine’ye çok pahalıya mal olmuştu. 10 muhrip ve bir ağır kruvazör batmış, iki savaş gemisi büyük onarıma alınmıştı. 1. Dünya Savaşı’ndan kalma iki zırhlıdan başka kuvvetli ateş gücü sağlayabilecek savaş gemisi yoktu. Yine de Amiral Lütjens, Eylül ayında tüm planları hazırlayıp sundu. Çıkarma için en uygun yerleri belirlemişti. Amiral Lütjens’in yaptığı planda; hangi birliğin nasıl, nereden işgale başlayacağı ayrıntılı olarak belirtilmişti. Çıkarma için belirlenen bölge, Deal ve Hasting şehirleri arasıydı. Bu alan ayrıca İngiltere’nin son başarılı istilasında Normanlar tarafından da seçilmişti. Ancak Luftwaffe Britanya Savaşı’nı kaybetmişti, buna karşılık RAF gücünü koruyordu. Çıkarmaya destek verecek gemiler, RAF saldırısına karşı korumasızdı. Artık Britanya’nın işgali kâğıt üzerinde bir plandan öteye gidemezdi. Yine de, Deniz Aslanı Operasyonu her türlü olasılık için yedekte bekletilmeye karar verildi. Plan değişmişti, İngiltere işgal edilmek yerine ablukaya alınacaktı. Bu plan çerçevesinde İngiltere’ye gelecek her türlü yardımın da mutlak suretle kesintiye uğratılması şarttı. Bunun için deniz üstünde müttefik ikmal yollarını kesmek gerekiyordu.

    Berlin Operasyonu kod adıyla, Kriegsmarine’nin iki hızlı savaş gemisi DKM Gneisenau ve DKM Scharnhorst, Atlantik’e geçerek ikmal konvoylarına saldırılar düzenleyecekti. İki savaş gemisini İngilizler’e yakalatmadan Atlantik sularına geçirmek, gerçekten büyük bir çaba gerektiren olaydır. Görev gücünün başına, Norveç’te başarılı operasyonlara imza atan Amiral Günther Lütjens getirilir. Lütjens, başarılı olduğu kadar ihtiyatlı ve emirlere sonuna kadar sadık bir görev adamıydı. 1. Dünya Savaşı’ndan beri donanmada ve çeşitli karargâh görevlerinde başarıyla hizmet etmişti. Norveç Cephesi sonrası terfi ve kıdem alarak Filo Komutanı olmuştu. Donanma Komutanı Erich Raeder, harekât öncesinde Lütjens’e emirler dışına çıkmadan operasyonda kendi kararlarını ve inisiyatifini kullanabileceği konusunda serbesti tanıdı. Birinci hedef konvoy gemileridir. Yıl sonuna kadar iki savaş gemisi onarımlarını tamamladı. Artık yola çıkmak için hazırdılar. Aralık başında her iki savaş gemisi Kiel’e gelerek operasyon için gereken hazırlıklara başladı. 28 Aralık 1940 günü yola çıkılmasına rağmen, şiddetli hava ve fırtına dolayısıyla operasyon ertelendi. DKM Scharnhorst Gotenhafen’e, DKM Gneisenau ise Kiel’e geri çekilmek zorunda kaldı. Harekât öncesi Lütjens, her iki geminin kaptanıyla yeniden görüşerek; “Bizim görevimiz mümkün olduğunca fazla malzemeyi suyun dibine göndermek” diyerek harekâtın asıl amacını yineledi. 3 haftalık ertelemenin ardından 22 Ocak 1941 günü “Berlin Operasyonu”, Koramiral Günther Lütjens komutasında DKM Gneisenau (Bayrak gemisi) ve DKM Scharnhorst’un Kiel’den yola çıkması ile başladı. DKM Scharnhorst’da Albay Kurt-Caesar Hoffmann, DKM Gneisenau’da ise Albay Otto Fein kaptanlık yapmaktadır.

    DKM Gneisenau’dan bakış; Atlantik’in azgın dalgalarında ilerleyen DKM Scharnhorst.

    Operasyon için çok sıkı tedbirler alınmış olsa da, İngiliz istihbaratının etkinliği hiç küçümsemeye gelmeyecek bir olasılıktı. Bir İngiliz ajanı gemilerin yola çıktığını bildirdi. Bunun üzerine Kraliyet Donanması Anayurt Filosu, gemilerin yolunu kesmek için harekete geçti. Amiral John Tovey emrindeki 3 zırhlı, 8 kruvazör ve 10 muhrip ile İzlanda güneyinde Alman gemilerini bulmayı umuyordu. Bu iki gemi, Norveç’te Kraliyet Donanması’nın başına dert olmuşlar, düzenlenen birçok saldırıdan kurtulmuşlardı. Üstelik Kraliyet Donanması’na çok ciddi zayiat verdirmişlerdi. İngilizler, Alman gemilerinin İzlanda-Faroe arasından Atlantik’e geçeceğini düşünüyordu. Aslında Lütjens de bunu planlamıştı. Fakat gelişmiş radarları iki İngiliz kruvazörünü tespit etti. Lütjens, hemen gemileri geri çevirdi ve daha önce planlanan rota yerine, Danimarka Boğazı’ndan geçebilmek için farklı bir rotaya yöneldi. HMS Naiad, düşman gemilerini tespit etti. Fakat ilginçtir, Amiral Tovey bu tespitin bir yanılsama olduğunu ve Almanlar’ı kaçırdığını düşünerek tüm görev gücüyle Scapa Flow’a döndü. Almanlar ise değişen planla birlikte 30 Ocak günü Arktik Denizi’nde tanker gemi Adria ile buluştu. Yılın bu aylarında oldukça çetin geçen hava, yakıt ikmal işleminin iki gün sürmesine neden oldu. Her iki gemi de 3400 ton yakıt alarak hemen Danimarka Boğazı’na doğru yol almaya başladı. DKM Gneisenau’dan bir denizci boğaz geçilirken suya düştü. Tüm aramalara rağmen bulunamadı. 4 Şubat günü şafak vaktiyle her iki gemi de nihayet Atlantik’e ulaşmayı başardı. Şu ana kadar her şey sorunsuz devam ediyordu. Ertesi gün tanker gemi Schlettstadt gemilere yaklaşık 3000 ton yakıt servis etti. Yakıt ikmali bir gün sürmüştü. Artık iki gemi de Atlantik avı için hazırdı. Av için iki saha vardı. Biri Kanada-İngiltere arasında yol alan HX ve SC kodlu konvoylar, diğeri ise İngiltere-Cebelitarık-Freetown arası SL ve OG koduyla nakliye yapan gemilerin kullandığı rota. Güneydeki konvoyların koruma gemileri neredeyse yoktu ve bu durum Alman istihbaratının gözünden kaçmıştı. Ancak kuzey konvoylarının tamamı, en az bir koruma eskortuyla faaliyet gösteriyordu. Amiral Lütjens, o sıralar Atlantik’te görevde olan DKM Admiral Hipper’i, şaşırtma amaçlı güneye gönderdi.

    Scharnhorst sınıfının ilk hizmete girdiğinde kullandığı FuMO 22 radarının 3 boyutlu çizimi. Scharnhorst sınıfı gemiler harekât sonrası daha gelişmiş FuMO 26/27 radarı ile donaltıldı.

    Alman istihbaratı, 31 Ocak’ta Kanada, Halifax’tan ayrılan HX-106 konvoyunu öğrenmişti. 8 Şubat günü konvoyun tam yeri Alman gemilerine bildirildi. İlk saldırı bu konvoya düzenlenecekti. 9 Şubat sabahı saat 08.30’da konvoy ile temas sağlandı. Saat 09.47’de, 28.000 metre uzaklıktan konvoy içerisinde bir savaş gemisi fark edilir. 11 dakika süren usta işi bir takip sonrası düşman gemisi HMS Ramillies olarak tanımlandı. Göreve çıkmadan önce alınan direktif kesindi. Hiçbir şekilde düşman muharip gemileri ile çatışmaya girilmeyecektir. Her ne kadar HMS Ramillies eski bir savaş kruvazörü olsa da, aynı silah yapılanmasına sahip olan HMS Renown ne kadar güçlü bir rakip olduğunu daha önce Lütjens’e Norveç yolunda kanıtlamıştı. Bu sırada tuhaf bir olay yaşandı. DKM Scharnhorst kaptanı Albay Hoffmann, Gneisenau’dan ayrılmak için yön değiştirdi. Asıl amacı ise HMS Ramillies’i üzerine çekerek filodan koparmak böylece DKM Gneisenau’ya av için uygun ortamı oluşturmaktı. Fakat Amiral Lütjens bu manevrayı kestiremedi. Hemen telsiz sessizliğini bozarak Albay’a ulaştı ve eski konumuna dönmesini emretti. Albay niyetini anlatmak istese de Amiral; eğer eyleminde ısrarcı olursa emre itaatsizlik suçlamasına maruz kalacağını bildirdi. Zaten HMS Ramillies de konvoydan ayrılacak gibi görünmüyordu. Amiral, eylemi iptal etti. Almanlar açığa çıkmıştı. En azından Lütjens böyle düşünüyordu. Gerçekte ise İngilizler o esnada sadece bir gemiyi tespit edebilmişti. İngiltere’ye bildirilen telsiz raporunda DKM Admiral Hipper’in, bölgede faaliyet gösterildiği bildirildi. İngilizler uzak mesafeden Alman gemisini yanlış tanımlamıştı. Bunun nedeni ise DKM Admiral Hipper’in bu bölgede denizde olduğunun zaten biliniyor olmasıdır. HMS Naiad’nın raporunu görmezden gelen Amiral Tovey, DKM Scharnhorst ve DKM Gneisenau’nun demirde olduğunu raporlamıştı. İki kardeş Atlantik Okyanusu’nda rahatça avlarına devam edebilirdi.

    Harekât boyunca gemilere destek sağlayan Kriegsmarine tankeri Ermland.

    15 Şubat günü yakıt tankerleri Esso Hamburg ve Schlettstadt ile Kanada-İzlanda arasında buluşuldu. Her iki savaş gemisi de depolarını doldurdu. Yakıt ikmalini takip eden 7 gün boyunca denizde nakliye gemi konvoylarını aradılar. Nihayet, 22 Şubat günü Newfoundland’ın 500 mil doğusunda, batıdaki Amerikan limanlarına doğru giden bir filoyu tespit ettiler. Boş olan gemilerin koruması yoktu. Konvoy gemileri de Almanları tespit etmesiyle durumu Amiralliğe bildirmek amaçlı telsiz iletişimine geçtiler. Alman gemileri ise üstün hızlarıyla arayı kapatarak dört gemiyi batırdı. Diğer dört gemi batırılırken SS Harlesden savaş gemilerini atlatmayı başardı. Konvoydaki diğer gemi SS Harlesden’de güçlü bir radyo vardı. Bu geminin muhakkak susturulması gerekiyordu. Lütjens, DKM Gneisenau’nun keşif uçağı Arado Ar 196’yı, kaçan gemiyi bulması için havalandırdı. Uçak döndüğünde aldığı hasara rağmen geminin antenini imha ettiğini bildirdi. Artık SS Harlesden’in yeri biliniyordu. 23.00’da gemi batırıldı. Kovalamaca tahmin edilenden uzun sürmüş, atışlar uzak mesafeden yapılmış ve fazlaca mühimmat harcanmıştı. 9 Şubat’tan beri ilk defa telsizini açan Lütjens, yeni bir tedarik için Azor’da buluşulmasını emretti. 26 Şubat günü yakıt ve mühimmat ikmali için gelen Ermland ve Friedrich Breme’ye, 180 esir denizci aktarıldı. Esirler arasında 11 yaralı vardı.

    Amiral, güneydeki verimsiz avdan huzursuz olmuştu. Burada oyalanmak yerine Batı Afrika kıyılarına doğru yöneldiler. 5 Mart günü keşif uçağını kaldırdı ve bölgede arama faaliyetine başladılar. Üzücü bir şekilde uçak dört saat sonra yakıtı bittiği için denize indi. Aynı gün saat 23.00’da Almanya’dan gelen mesaj, U-124’ün iki büyük savaş gemisinin bölgede faaliyet gösterdiğine dair raporunu savaş gemilerine bildirdi. U-124, bölgede faaliyet gösteren Alman akıncı gemileri hakkında uyarıldı. 6 Mart’ta U-124 kaptanı Teğmen Wilhelm Schulz, bölgedeki durum hakkında Amiral Lütjens ile görüştü. 7 Mart günü SL-67 konvoyu tespit edildi. Ancak konvoy boş değildi; toplam 58 gemilik konvoya, HMS Malaya ve birkaç kruvazör eşlik ediyordu. Emirler kesindi; hiçbir suretle İngiliz muharip gemileriyle çatışmaya girilmeyecekti. Lütjens geri çekildi ancak U-124 ve U-105’i konvoya yönlendirdi. U-105 bir, U-124 ise dört gemiyi 21 dakika içerisinde batırarak kendi skor hanelerine yazdılar. U-105 derinlik bombalarıyla hafif hasar almıştı. Konvoyun potansiyeli göz önüne alınarak U-106 da bölgeye çağrıldı. (Takip eden sekiz gün içinde U-105 ve U106, 7 gemi daha batıracaktı. 20 Mart günü ise U-106, HMS Malaya’yı torpille vurmasına rağmen batıramadı.) Gemilerdeki 62 İngiliz denizci yaşamını yitirdi. 300’ü ise gemiler batmadan önce kurtarıldı. Lütjens gece karanlığında filoya saldırmayı düşündü ancak HMS Malaya’nın varlığından dolayı vazgeçti. İkmal gemileriyle buluşmak için rota değiştirdiğinde tatlı bir sürprizle karşılaştı. Tek başına yol alan ve İskenderiye’ye kömür taşıyan Yunan gemisi SS Marathon, kolay bir av olmuştu.

    Durdurulan SS Bianca’ya el konuluyor.

    11 Mart günü Ermland ve Uckermark tekrar yakıt ikmali için gemilerle buluştu. Bundan istifade eden Amiral, hem savaş gemilerinin hem de yakıt tankerlerinin kaptanları ile bir durum değerlendirmesi yaptı. Ertesi gün, Batı Saha Grup Komutanlığı’ndan bir emir aldı. DKM Admiral Scheer ve DKM Admiral Hipper kuzeyde faaliyet gösterecekti. Alman istihbaratı, İngiliz Akdeniz Filosu’nun batıya doğru geçişi konusunda uyardı. Şimdi, DKM Admiral Scheer’in Danimarka Boğazı’ndan rahatça geçmesi için saptırma manevrası yapması gerekiyordu. İngiliz Donanması’nın dikkatini çekmenin en kolay yolu HX konvoy rotası üzerinden Brest kentine gitmekti. Dönüş yolunda elindeki tüm güç ile konvoy aramaya başladı. 30 mil mesafe ile yol alan iki gemi, 39° Kuzey ile 46° Batı arasında seyrediyorlardı. Takvimler 15 Mart gününü gösterdiğinde aradıkları konvoylardan birine denk geldiler. 6 gemiden oluşan konvoyu durdurdular. Konvoydaki tüm gemilerin mürettebatı, el konulan SS Polykarb’a aktarılarak Bordeux kentine gönderildi. Kalan gemiler top atışıyla batırıldı. Günün sonunda yüzler gülüyordu. Operasyon boyunca o güne kadar elde edilen başarı, tek günde ikiye katlanmıştı.

    Esir alınan denizcileri Bordeux’a götüren SS Polykarp.

    Ertesi gün Alman tedarik gemileri Uckermark ve Ermland yaklaşık 10 gemiden oluşan bir filoyu tespit etti. Amiralin verdiği direktiflerle konvoy savaş gemilerinin üzerine doğru kovalandı. Tuzağa düşürülen konvoyla temas sağlandı ve savaş gemileri önlerini kesmek için manevraya başladılar. Uygun mesafeden atışa başlandı ve 9 gemi batırıldı. Ancak bu sefer Almanlar için bir sürpriz daha yaşandı. SS Chilean Reefer ile DKM Gneisenau arasında bir çatışma çıktı. Konvoy arasına gizlenmiş bir kruvazör, ya da başka bir muharip gemi olabileceğinden endişe eden Almanlar, güvenli bir mesafeye çekildiler. Uzak mesafeden ana bataryalar ile ateşe başlandı ve nihayet SS Chilean Reefer batırıldı. Batan geminin mürettebatını kurtarmak için çalışma başlatılmak üzereyken İngiliz savaş gemisi HMS Rodney ortaya çıktı. Ufukta beliren gemi, Amiral’in hislerini doğrular nitelikteydi. HMS Rodney ise bir yanılgı sonucu HMS Emerald olarak tanımlandı. HMS Emerald, Alman gemilerinin dişine göreydi ancak çatışmaya girmeme emri halen geçerliydi. Amiral ise denizdeki kurtarma çalışmalarının bırakılıp, bölgeden ayrılması için emir verdi. HMS Rodney, denizcileri kurtarmak için bölgede oyalanınca Alman gemileri hızlarını kullanarak Fransa’ya dönüş yoluna koyuldular. HMS Rodney kurtarmadan sonra peşlerine düşmüş olsa da, hızı onlara yetişmeye asla yetmeyecekti. 18 ve 19 Mart günü, ikmal tankerleri Ermland ve Uckermark ile son kez buluşulup gereken miktarda yakıt alındı. 20 Mart’ta HMS Ark Royal’in keşif uçakları gemileri belirledi ama artık yapacak bir şey yoktu. İngilizlerin H Gücü gemileri yakalayacak kadar yakın değildi. Yine de hafifçe kuzey yönüne manevra yapılarak gözcü uçaklar aldatıldı. 21 Mart günü İngiliz kıyı keşif uçakları Almanlar ile temas kurdu. Aynı gün artık Luftwaffe’nin güvenli kanatları altındaydılar. Akşama doğru Kriegsmarine torpil botları filoya eskortluk yapıyordu. 22 Mart günü Brest’e girerek demirlediler. İki geminin de hafif onarıma ihtiyacı vardı.

    DKM Gneisenau’nun ikincil silahları, 4,564 tonluk SS Myson’a çevrilmiş durumda.

    Berlin Operasyonu, dünya denizcilik tarihinde eşine az rastlanır, son derece başarılı bir operasyondur. İki savaş gemisi, kendilerine tedarik sağlayan yakıt tankerlerinin desteğiyle 60 gün boyunca hiçbir limana uğramadan açık denizde kaldılar. Tankerler toplamda 6 kez yakıt ikmali yapmıştır. Bu süre zarfında savaş gemileri 28.650 kilometre yol kat etti. İki geminin toplam kat ettiği mesafe, tedarik tankerlerinin buluşma noktasına geliş ve dönüşte kat ettiği yol hesaba katılınca 120.000 kilometrenin üzerindedir. Dünyanın çevresinin 40.075 km olduğu belirtelim. Büyük bir zaferdi. 60 günde DKM Scharnhorst 41.588 ton toplam ağırlığında 8 gemi, DKM Gneisenau ise 40.323 ton ağırlığında 13 ticaret gemisini batırdı. Böylece U-boot’ların katkısıyla toplamda 110.000 ton ağırlığında 26 gemi batırıldı, 1 gemiye de el konuldu. İngiltere açısından durum kritik bir hal almıştı. Atlantik konvoylarının artık ciddi bir korumaya ihtiyacı olduğu ortaya çıkmıştı. Daha da önemlisi Alman tedarik zinciri tahmin etiklerinden daha efektifti. Danimarka Boğazı geçilirken denize düşen bir mürettebat, harekât boyunca yaşanılan tek can kaybıydı. Gemiler görevi tamamlamıştı, ancak Amirali bekleyen bir görev daha vardı. Alman Donanması’nın o güne kadar yapılmış en büyük savaş gemileri DKM Bismarck ve DKM Tirpitz’i, Atlantik’e çıkararak benzer bir operasyon için komuta edecekti. Böylece 4 savaş gemisiyle Atlantik kontrol altında tutulacaktı. Şimdi Fransa’da dinlenip bu operasyona hazırlanması gerekiyordu.

    DKM Gneisenau mürettebatı yakalanan SS Grenli’yi izliyor.

    Berlin Operasyonu raporunu hazırlayan Günther Lütjens, raporunda bir öneride bulunmuştur. Tasarımları gereği; denizaltı, muhrip, hafif kruvazör, ağır kruvazör ve cep zırhlıları zaten torpillere sahipti. Ancak Scharnhorst sınıfı hizmete girdiğinde torpilleri yoktu. Bu gemilerin torpillerle donatılma fikri Amiral Günther Lütjens’e aittir. Scharnhorst sınıfı akıncı gemileridir. Bununla birlikte Britanya ile savaşın patlak vermesi üzerine, düşman donanması ile savaşmanın yanı sıra, ticaret gemilerine saldırmaya yönelik görevler de aldılar. Lütjens, verdiği öneride basit bir buharlı gemiye yapılan top saldırılarının çok maliyetli olduğunu belirtti. Örneğin DKM Scharnhorst, tam salvoda 9 mermi atıyordu. Öldürücü darbe vurulana kadar bu atışlar her seferinde maliyeti artıyordu. SS Chilean Reefer batırılana kadar 75 adet 28 cm mermi kullanılmıştı. Üstelik birde buna silah ömürlerinin tamamlanma süresi eklendiğinde, durum daha kötüleşiyordu. Ancak bir torpilin ölümcül etkisi daha kesindi. Donanma, Lütjens’in raporunu olumlu görerek Scharnhorst, Gneisenau, Bismarck ve Tirpitz’in ilk modernizasyonunda torpil tüplerinin montajlanmasını onayladı.

    Operasyon dönüşü DKM Gneisenau, Brest Limanı’nda. Mart, 1941.
    Harekâtın rotası, ikmal ve düşmanla temas noktaları.

    Bilgi:

    • RAF: Royal Air Force (Kraliyet Hava Kuvvetleri)
    • Rheinübung Harekatı için DKM Bismarck ile DKM Tirpitz göreve çıkacaktı. Ancak DKM Tirpitz deniz denemelerini tamamlayamadı ve personel sıkıntısı çektiği için DKM Prinz Eugen görevlendirildi.
    • Berlin Operasyonu’nda batırılan gemiler. Tablo: Güngör Dağlı

    Kaynaklar:

    Content Protection by DMCA.com
  • in , , ,

    Dünden Bugüne: Havada Yakıt İkmali

    Sitemiz yazarlarından Levent Özgül, bu video çalışmasında askeri havacılık tarihinde bir kilometre taşı olarak adlandırabileceğimiz bir teknolojiden; havada yakıt ikmalinden söz ediyor.

    Youtube kanalımızda yayınladığımız bu video, tarihteki ilk havada yakıt ikmali girişimlerinden günümüzde kullanılan yöntemlere kadar bir çok detayı barındırıyor.

    Bilgilerini bizlerden esirgemeyerek videonun hazırlanmasına katkıda bulunan Hüseyin Balta’ya ve fotoğraflarını bizimle paylaşarak anlatımı güçlendirmemize yardımcı olan Cem Doğut’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.

    Content Protection by DMCA.com
Load More
Congratulations. You've reached the end of the internet.