St Nazaire Baskını | Chariot Operasyonu

1941 sonlarına gelindiğinde, Avrupa’da deniz üstü savaşı şekillenmeye başlamıştı. Almanlar telaş içinde elinde kalan yüzey gemilerini korumaya çalışıyorlardı. İşgal ettikleri Fransa’da bulunan DKM Scharnhorst, DKM Gneisenau ve DKM Prinz Eugen, Cerberus Operasyonu ile 11-13 Şubat 1942’de Almanya’ya dönmüştü. Ocak ayının ikinci haftasında, Almanya’nın en güçlü gemisi DKM Tirpitz, Baltık Denizi’ni geçerek Norveç’in Trondheim şehrine konuşlanmıştı. İngiltere-Rusya arasındaki konvoylar tehdit altındaydı. Ayrıca DKM Tirpitz, DKM Bismarck gibi Atlantik’e geçmeyi başarırsa bu sefer Atlantik konvoyları da tehdit altında olacaktı. Belki de DKM Bismarck’ın yapmaya çalıştığı baskınlar bu gemi sayesinde gerçekleşecekti. Bu sebeple DKM Tirpitz daha Norveç’te iken ortadan kaldırılmalıydı. DKM Tirpitz 16 Ocak günü RAF hava keşfi tarafından Trondheim’de tespit edildi. Bunun üzerine dört muhribin korumasında Fættenfjord’a nakledildi. Bu transferi Norveç direnişçileri derhal Londra’ya iletti. Amiral Tovey, DKM Tirpitz’i batırmanın savaşın ilerleyişinde Müttefik konvoylarının emniyeti için kıyaslanamayacak bir olay olarak görüyordu. Üstelik Winston Churchill bu görüşü “Dünya’daki tüm deniz durumunu değiştirir” diyerek onaylamıştı. 28 Ocak gecesi ve 9 Mart günü yapılan saldırılarda hiçbir isabet kaydedilemedi. Üstelik 3 uçak kaybedildi. Yapılan başarısız girişimler sonrası daha farklı bir yol izlenmesi gerektiğine karar verildi: Geminin Atlantik’e açılmasının önüne geçmek…

DKM Tirpitz, Norveç’ten Atlantik’e geçerse nihai hedefi işgal altındaki Fransa olacaktı. Elbette görev sonunda bakım ve onarım gerekecekti. Böyle bir durumda, büyüklüğüyle eş orantılı gideceği tek yer vardı; Avrupa’nın en büyük kuru havuzu olan Normandie rıhtımını barındıran Loire Halici’ndeki St. Nazaire limanı. Bu havuza verilecek büyük çaplı bir hasar, DKM Tirpitz’in Atlantik operasyonlarını başlamadan bitirebilirdi. Ayrıca iç limanda U-bot barınağı vardı ve denizaltılar burayı üs olarak kullanıyorlardı. Bu liman, en yakın İngiliz kıyısına 400 km uzaktaydı. Kraliyet Deniz İstihbarat Dairesi, 1941 sonlarında limana bir komando birliği baskını önerdi. Birleşik Operasyonlar Merkezi, limana yapılabilecek birkaç senaryo üzerine yoğunlaşmıştı. Bunlardan biri de RAF tarafından limana yapılacak ağır bombardımandı. Britanya, savaşın bu evresinde halen sivil kayıplarını önlemeyi amaçlıyordu. RAF’ın bombardımanının limanda ciddi sivil kayıplarına neden olabilirdi. Sivil kayıpları göze alınmak istenmediği için hava bombardımanı seçeneği elendi. Kraliyet Donanması ise, limana ve kuru havuza saldıracak kadar güçlü bir geminin fark edilmeden atış menziline girmesinin imkânsız olduğunu bildirdi. Böyle bir durumda baskın vasfı ortadan kalkacağı için Luftwaffe’nin karşı saldırısına maruz kalınacaktı. Üstelik Fransa sahillerini koruyan güçlü Alman silahları vardı. Donanma gemileri riske edilmek istenmediği için bu seçenekten de vazgeçildi. Bir diğer seçenek, Mihver işgali altındaki bölgelerde gayri nizami harp uygulayan Özel Harekât Başkanlığı idi. Fransa’daki ajanlar limanda bir keşif yaptılar. Kuru havuz ve liman kapılarını imha edebilecek kadar güçlü patlayıcıları taşımanın ve fark edilmeden yerleştirmenin, kabiliyetleri dışında olduğuna karar verildi. Fransa’da bu işi yürütebilecek sayıda ajan yoktu. Ancak, Yüzbaşı Charles Lambe’nin çok farklı bir fikri vardı. Bu fikri Birleşik Operasyonlar Dairesi şefi Lord Louis Mountbatten’e götürdüğünde operasyonun ilk adımı atılmış oldu.

Almanya, Atlantik savaşını sürdürebilmek için Fransız limanlarını elinde tutmak zorundaydı. İşgal edilen Fransa’nın en öneli limanlarından biri olan St Nazaire, en ağır bombardımana bile dayanabilecek şekilde tesis edilmişti. Çok iyi tasarlanmış denizaltı sığınakları, “kurt sürüleri” için mükemmel korunak sağlıyordu. 20 adet U-bot alabilen bu tesis, 6. ve 7. U-Bot Filoları’nın barınağı olmuştu. 14 derin odadan oluşan yapıda bazı bölümler kuru havuz olarak kullanılacak şekilde drene edilmişti. Giriş kapıları zırhlı, çevresi ağır silahlı sabit atış konumları içeriyordu. Yapının duvarları ve tavanında çelik takviyeli 17,5 milyon ft³ beton kullanılmıştı. Dışarıda kıyamet kopsa, içerideki denizaltıların bakım, onarım ve ikmal işlerine sorunsuz devam edilebilirdi. İşgal başlangıcından itibaren liman Müttefik bombardımanına maruz kalmasına rağmen ne tesise, ne de içerideki personele kayıp yaşatılamadı. İnşaat kalitesi böylesine mükemmeldi. St Nazaire’yi çevreleyen savunma birimleri, özellikle nehir ağzında çeşitli kalibrelerde sabit toplar ile tamamlandı. Ayrıca 280 mm demiryolu silahı da bulunuyordu.  Müthiş bir hava savunması vardı. 20 mm, 40 mm ve 37 mm kalibreli toplamda kırk üç uçaksavar silahına sahiplerdi. Bu uçaksavar bataryaları üç bölüğe ayrılmıştı ve ana sorumluluk alanı liman ile haliç çevresiydi. Savunma silahlarının gece görüşünü sağlayabilmek için dört adet 150 cm ve çok sayıda 60 cm çapında ışıldak konumlandırıldı. Son olarak küçük silahlar ve hafif makineli tüfeklere sahip muhafız bölükleri, nehir ağzında devriye gezen sahil güvenlik botlarıyla yakın güvenliği sağlanmıştı. Bütün bunlara ek olarak Sperrbrecher 137 (Botilla Russ) adında manyetik mayınlara karşı da kullanılabilir uçaksavar gemisi limana demirlemişti. Bölgede yaklaşık 5.000 Alman askeri vardı. Savunma toplarının (280. Donanma Topçu Taburu) komutanı Deniz Albay Edo Dieckmann, uçaksavar (22. Donanma Uçaksavar Tugayı) komutanı ise Deniz Albay Karl-Konrad Mecke’dir.

İngilizler planı hazırlarken yaklaşık 100 yıllık yağlı boya tablolardan bile destek aldılar. Liman girişi nehirden gelen akıntılar sebebiyle çamur bataklıkları içeriyordu. Üstelik gel-git hareketleri suların sığlaşmasına sebep oluyor ve bir süre bu bölgede gemi yüzdürülemez oluyordu. Almanlar bunun farkındaydı ve bu hattan bir saldırı gelmesini olası görmüyorlardı. İngilizler ise bu durumun hafif bir gemiyle geçilebilir olduğunu fark etmişti. Rüzgâr ve gel-git iyi hesaplanırsa hafif bir muhrip bu bölgeyi geçebilirdi.

İngilizler’in taslak planı oldukça basit ve cüretkârdı. Taslağa göre limanın üç noktasına saldırı ve birlik çıkarma yapılacaktı. Koçbaşı olarak belirlenen bir gemi, hızlıca kuru havuzun kapısına bindirecekti. Gemide bulunan komandolar derhal çıkarma yapacaklar, ayrıca belirlenen diğer iki noktaya da askerler çıkartılacaktı. Tahliye işlemi için askerlere yeterince zaman kazandırılması amacıyla; gemiye gizlenmiş patlayıcılara zaman ayarlı fünyeler monte edilecekti. İkinci birlik limanın eski giriş kapısını açacak ve içeri torpil botu sokulacaktı. Bu bot gecikmeli torpilleri suya bırakıp gel-git etkisiyle denizaltı sığınağına saldırı yapacaktı. Son birlik ise güç üniteleri ve liman makinelerine sabotaj düzenleyecekti. Mümkün olan en büyük hasar verildiğinde, tüm komandolar botlara binip limandan ayrılacaktı. Bütün bunlara ek olarak RAF, belirlenmiş hedeflere bombardıman düzenleyecekti. En başından beri planlayıcılar, geri çekilme hakkında endişe duyuyorlardı. Öngörülemeyen değişik faktörler kayıp sayılarını artırabilirdi. Fakat elde edilecek başarı, kayıpların üstünde olacaktı. Bununla birlikte, eğer ana gemi kapıya istenilen hızla vuramaz ve geride kalırsa; patlama şiddetinin düşeceği dolayısıyla beklenen etkinin gerçekleşemeyeceği de diğer bir olasılıktı. Üstelik istenilen şiddetli patlama yarım mil içerisindeki herkesin ölümüne sebep olacaktı. Ana geminin harekât sırasında kaybedilmesi olasılığına karşı komandolar operasyona katılacak hücumbot ve torpil botlarına dağıtılmalıydı. Kuru havuzun imhası büyük bir başarı olmasına rağmen eldeki muhriplerden birinin bu iş için feda edileceği gerçeğini değiştirmiyordu. Bu yüzden Amirallik bu plana ilk başta sıcak bakmadı ve geri çevirdi. RAF ise hedef seçiminde kendi fikirleri sorulmadığı ve operasyon için talep edilen sayıdan daha az uçak verilmesi sonucu gönülsüz davranıyordu. Harekât Dairesi, eski bir muhrip olan Fransız Ourangan’ın ana gemi olarak kullanılmasını önerdi. Ek olarak destek verecek hücumbot ve torpil botları yine olacaktı. Kusursuz plan olmasa da sonunda Genelkurmay’a verilecek bir taslakları vardı. Taslağı inceleyen Churchill, plandan şüphe duysa da sonunda 3 Mart günü operasyonu onaylayacaktı.

Geminin ön kısmına yerleştirilen patlayıcı düzenek. www.operation-chariot.org izniyle.

Genelkurmay, operasyonda bir Fransız gemisinin kullanılmasına sıcak bakmadı. Bunun nedenleri arasında gemi için Fransız General Charles de Gaulle’ye bilgi vermek vardı. Gemi ve mürettebat için Özgür Fransa’nın onayı alınmalıydı. Böyle bir izin durumunda plan Almanlar’a sızdırabilirdi. Çünkü tüm Fransız direnişçilere güvenilemezdi. Güvenlik ihlalini riske etmek yerine İngiliz Donanması içinden bir gemi seçilebilirdi. Uzun tartışmalar sonrası görev için HMS Campbeltown muhribi seçildi. Bu muhrip Amerikan Wickes sınıfıydı, Lend-Lease Programı ile Kraliyet donanmasına geçen gemilerden biriydi. Verilen gemiler çok kötü durumdaydı ve hepsi modernize edilmişti. Fakat HMS Campbeltown ileri görevler için yeniden silahlandırılmıştı. Geminin seçkin bir geçmişi vardı. SS Comus ile çarpıştığı için Mart 1941’e kadar onarım görmüş daha sonra Hollanda Kraliyet Donanması’na geçmiş ve İngiltere Kraliyet Donanması’na geri dönerek yedi defa konvoy koruma görevinde bulunmuştu. Görev aldığı süre boyunca bir U-bot ve bir de düşman uçağı düşürmüştü. Davenport Limanı’na alınan gemi, görev için hazırlanmaya başlandı. Öncelikle olabildiğince hafifletilmesi gerekiyordu. İç bölümlerden parçalar atıldı, köprü zırhla kaplandı ve taşıyacağı komandolar için ek bir zırha sahip oldu. Geminin dış görünümü önemli ölçüde değiştirildi.

3. ve 4. bacalar çıkartıldı. 1. ve 2. bacaların üst kısımları belirli bir açıyla kesilerek kısaltıldı. Üst yapı sökülerek Alman Möwe sınıfı bir muhrip görünümü sağlandı. 3 adet 102 mm güverte topu, torpil tüpleri ve derinlik bombası taşıyıcıları söküldü. Ön tarafa yüksek atış hızına sahip 76 mm silah yerleştirildi. Güverte seviyesinin üstünde olacak şekilde sekiz adet 20 mm Oerlikon uçaksavar silahı monte edildi. Kuru havuza hasar verecek patlayıcılar geminin pruva kısmına yerleştirildi. 24 adet Mk. VII derinlik bombası çelik bir yapı içine dökülmüş beton muhafaza içine yerleştirildi. Bunlardan altı tanesine zaman ayarlı fünye yerleştirildi. Daha sonra bütün patlayıcılar birbirine Cordtex infilaklı fitil ile bağlandı. Zaman ayarlı fünyeler 8 saate ayarlanmıştı. Patlayıcıların toplam ağırlığı 4,5 tonu buluyordu. Tüm hazırlıklar 10 gün içerisinde tamamlandı. Geminin komutanlığına Teğmen Stephen Halden Beattie getirildi. Eğer gemi hedefine varamadan terk edilmesi gerekirse, muhribe eşlik eden 4 hücumbot tahliyeyi sağlayacaktı. HMS Tynedale ve HMS Atherstone ise operasyona dışarıdan destek verecek, geri çekilme esnasında Fransız sahillerini vuracaktı. Operasyon birliklerinin başında donanma subayı Robert Ryder vardı. Ryder ve komandoları HMS MGB 314 botunda harekâtı yönetecekti. HMS MTB 74 komutanı Asteğmen Michael Wynn’e iki görev verilmişti. Saldırıya geçildiğinde Normandie kuru havuzunun dış kapıları açıksa havuza girerek iç rıhtım kapılarını torpilleyecek; eğer kapılar kapalıysa bu sefer eski liman girişinin kapılarını torpilleyecekti.

Ön kısma yapılan zırh eklemeleri. www.operation-chariot.org izniyle.
HMS Campbeltown, baskın için hazırlanıyor.

Komandoları taşımak için 20. ve 28. Hücumbot Filoları’ndan 12 hücumbot tedarik edildi. Bu teknelere ek olarak 20 mm Oerlikon silahları yerleştirildi. Operasyona son anda 7. Hücumbot Filosu’ndan dört adet hücumbot katıldı. Bu dört tekne ikişer adet torpille donatılmıştı. Bu tekneler komando taşımak yerine, limanda denk geldikleri herhangi bir düşman gemisine saldıracaklardı. Hücumbotların menzilini artırmak için 2.300 litre ilave yakıt deposu monte edildi. Harekâtta bir de S sınıfı denizaltı olan HMS Sturgeon da görevlendirildi. Bu denizaltı, diğer teknelerden önce ayrılarak konvoyu Loire Halici’ne götürecekti. Komando birliklerinin başında Yarbay Charles Newman bulunuyordu. 2. Komando Birliği’nden 173 asker ve Özel Servis Tugayı’ndan 92 asker karaya çıkacak birlik olarak seçildi. Komando birlikleri üçe ayrıldı. Birinci ve ikinci grup hücumbotlarla, üçüncü grup ise HMS Campbeltown ile karaya çıkacaktı. Yüzbaşı Hodgeson komutasındaki birinci grup çok kritik bir görev üstlenmişti. Old Mole (Yaşlı Köstebek) olarak bilinen bölgenin muhafızlarını ve uçaksavarlarını etkisiz hale getireceklerdi. Daha sonra şehir içine girip elektrik santrali, bağlantı köprüsü ve geçiş kirişlerini imha edeceklerdi. Böylece Old Mole’un karayla bağlantısı kesilmiş olacaktı. Old Mole aynı zamanda tahliye noktasıydı ve muhakkak ele geçirilmesi ve tutulması şarttı. İkinci grup Yüzbaşı Burn komutasında limanın eski girişine çıkacaktı. Bölgedeki Alman karargâhı ve uçaksavar bataryaları ana hedefleriydi. Ardından geçiş köprüleri ve kirişler imha edilecek, U-bot üssünden gelecek karşı saldırıya karşı pozisyonlarını savunacaklardı. Binbaşı William Copland komutasındaki üçüncü grup ise HMS Campbeltown çevresini emniyete alacaklardı. Çevredeki su pompaları, kapıların açılıp kapatılmasında kullanılan hidrolik sistemleri ve yer altı yakıt tanklarını imha edeceklerdi. Üç grup kendi içlerinde de üçe ayrıldı; saldırı, imha, koruma. Saldırı ekipleri diğer iki ekibin önünü açacaktı. İmha ekipleri patlayıcı taşıdıkları için sadece tabancaları vardı. Koruma ekibi ise imha ekibini korumak amaçlı Thompson makineli tabanca taşıyorlardı. Komandolar, İstihkâm Yüzbaşı Bill Pritchard tarafından bilgilendirme aldı. Pritchard, savaş başlamadan önce Great Western Tersanesi’nde çalışıyordu. Üstelik babası da Cardiff Rıhtımı’nın garnizon komutanıydı. 1940’ta Fransa’daki İngiliz Seferi Kuvvetleri mensubuyken görevleri, eğer ele geçirilirlerse Fransız tersanelerinin nasıl devre dışı bırakılacağını belirlemekti. İncelediği tersanelerden biri St. Nazaire idi ve iskeleyi nasıl devre dışı bırakacağının detaylı bir raporunu sunmuştu. 26 Mart günü saat 14.00’da 3 muhrip ve 16 küçük tekne İngiltere’nin Falmouth’dan şehrinden ayrıldı.

İngiliz Komandoları

27 Mart 1942 tarihinde Alman U-bot komutanı Koramiral Karl Dönitz, St. Nazaire’de konuşlu 6. ve 7. U-bot filolarını ve limanı denetlemeye gelmişti. 7. U-bot Filo Komutanı Korvettenkapitän Herbert Sohler denetleme boyunca amirale eşlik etti. Denetleme sırasında amiral Sohler’e şu soruyu yöneltti: “Eğer üs herhangi bir İngiliz komando saldırısına maruz kalırsa ne yapacaksınız?”. Sohler kendinden emin bir şekilde: “Üsse herhangi bir saldırı ihtimali çok düşük bir olasılıktır. İngilizler’in tehlikeye atılacağını sanmıyorum” diyerek cevapladı. Oysa tam o saatlerde İngiliz konvoyu St Nazaire Limanı’na doğru yolu yarılamışlardı.

İngilizler, orta hatta muhripleri alacak şekilde 3’lü hat halinde ilerliyorlardı. Limana yardım almadan ulaşacak menzile sahip olmayan tekneler muhripler tarafından çekiliyordu. Hattın iskele tarafındaki gemiler Old Mole’a çıkarma yapacak olan birlikleri taşıyordu. Sancak tarafındaki tekneler ise limanın eski girişine çıkacak olan komandoları taşıyordu. Orta hat ise doğrudan kuru havuza çıkacak olan askerlerdi ve bu hattın lider gemisi HMS Campbeltown’du. Konvoy yolda ilerlerken iki Fransız balıkçı teknesine denk geldi. Teknelere asker çıkartıldı ve yerlerinin açığa çıkma olasılığına karşı her ikisi de batırıldı. Saat 17.00’de İngiltere’den gelen telsiz mesajı filoyu teyakkuza geçirdi. Rota üstünde beş adet Alman torpil botunun olduğu bildirildi. 19.00’da gelen ikinci mesaj ise HMS Cleveland ve HMS Brocklesby’nin konvoya katılmak üzere yola çıktıklarını bildiriyordu. Nihayet 21.00’da, St Nazaire’nin 120 km açığına sorunsuz bir şekilde varmışlardı. Filo rotasını halice çevirdi. HMS Atherstone ve HMS Tynedale’yi deniz devriyesi olarak bırakıldı. Bu iki gemi sahilden yönelecek düşman devriyelerine karşı tetikte olacak gerekirse sahili bombalayacaklardı. HMS Campbeltown önüne iki torpil taşıyan hücumbot ve iki tane de silahlı hücumbot alarak ilerlemeye başladı. Geri kalan tüm botlar, muhribin arkasında ikili sıra olarak takibe başladı. O sırada HMS ML 341 arızalandı ve terk edilmek zorunda kaldı. Yedekte olan HMS ML 446 onun yerine çağrıldı ve konvoyu yakalamayı başardı. Saatler 22.00’yi gösterirken HMS Sturgeon yönlendirme sinyalini HMS Campbeltown’a iletti: “Doğru istikametiniz haliç”. HMS Campbeltown direğine Kriegsmarine bayrağını çekti. Herhangi bir düşman unsuruna yakalanırsa kendisini Alman muhribi sanmasını sağlayacaktı. Modern çağın “Truva Atı” artık hedefine doğru yavaşça ilerliyordu. 23.30’da RAF’a ait 62 uçak limana bombardımana başladı. Uçaklar hedefi bombalarken mümkün olduğunca dikkatleri üzerlerine çekmeliydiler. 1.800 metrenin altına inmeden 60 dakika boyunca liman üzerinde uçmaları gerekiyordu. Kendilerine belirlenmiş hedef dışında başka bir hedefe saldırmaları yasaktı. Her hedefe sadece bir bomba atılacaktı. Limanın çevresi yoğun bulutlarla çevriliydi. Görüş çok düşüktü. Buna rağmen yine de üstlerine düşeni yaptılar ve Almanların dikkatini çekmeyi başardılar. Sadece 4 uçak limandaki hedefini görerek bombalarını bırakabildi. Diğer uçaklardan 6’sı ise dış bölgelerdeki hedeflerini vurmayı başardı.

Albay Mecke, tam gece yarıcı 00.00’da bölgeye hava indirme ihtimali olabileceğine dair bir uyarı yayınladı. 00.30 ‘da İngiliz filosu Loire halicinin çamur yığınları üzerinden geçiyordu. HMS Campbeltown birkaç defa çamura temas etti ancak her defasında kurtulmayı başardı. Saat 01.00’da tüm uçaksavarların atışlarını durdurmasını ve havayı aydınlatan ışıldakların kapatılmasını emretti. Albay Mecke, uçakların limanı bulmasını istemiyordu. Limanda alarm seviyesi en üst düzeye çıkartıldı. Tüm muhafız bölükleri ve gemideki askerler teyakkuza geçti. Tam bu sırada limandaki bir gözcü, denizde bir hareketlilik olduğunu bildirdi. Albay Mecke’nin, limana yapılacak bir çıkarma harekâtı konusunda şüpheleri iyice arttı. Denizden limana gelebilecek tehditlere karşı daha dikkatli olunmasını emretti.

01.22’de İngiliz filosu, halicin her iki yakasının aydınlatıldığı sırada rıhtıma sekiz dakika uzaklıktaydı. Sorunsuz bir şekilde ilerlemeye devam ediyorlardı. Tüm bunlar yaşanırken, sahildeki bir ışıldak, mors koduyla filoya kimlik sordu. HMS MGB 314, Vågsøy baskını sırasında ele geçirilen kodla kimliğini bildirdi. Bu sırada sahildeki bataryalardan biri filoya birkaç defa ateş etti. HMS Campbeltown hem de MGB 314 “Acil! Düşman tarafından vurulan iki gemi limana girmek için izin istiyor” mesajıyla sahildeki bataryaların tamamı ateşe geçmeden önce Almanlar’ın kafasını karıştırıp biraz zaman kazandırabildi. Saat 01.28’de Teğmen Beattie, HMS Campbeltown’daki Kriegsmarine bayrağının indirilmesini ve direğe Kraliyet Donanması bayrağının çekilmesini emretti. Kuru havuzun kapısına sadece 1 mil kalmıştı. Alman kıyı silahlarının ateşi artmaya başlamıştı. HMS MGB 314, 88’lik Flak’larla donatılmış olan Sperrbrecher 137’i yanından geçerken susturmayı başardı. Filodaki gemiler, kıyıya ateş edebilecek menzile girmişti. Komandolar, Bren marka silahlarıyla kıyıya karşı ateşe başladılar. Hücumbotların zayıf yapısı yüzünden pek çoğu bu çatışma sırasında yaşamını kaybetti. Birkaç defa isabet alan HMS Campbeltown hızını 19 knot’a yükseltti. Köprüde dümene kumanda eden asker hayatını kaybetmişti. Yerine geçen sorumlu da yaralandı. Şimdi dümende üçüncü bir asker vardı. HMS Campbeltown yoğun ateş altında ilerlerken MGB’lerden biri Old Mole’deki torpil koruma ağını kesti. Teğmen Stephen Halden Beattie makine dairesine son emrini iletti: “Tam yol…” HMS Campbeltown, planlanandan dört dakika sonra saat 01.34’de kuru havuzun kapısına bindirdi. Çarpma öyle şiddetliydi ki, gemi kapıların 10 metre üzerine çıktı. Yüzbaşı Ryder, HMS Campbeltown’un hem çamura saplanmış hem de havuz kapılarına bindirmiş olduğunu teyit etti. İstenilen olmuştu. Görünüşe göre geminin buradan çekilmesine imkân yoktu. Ardından HMS MTB 74, gecikmeli torpidolarını eski giriş rıhtım kapısının temellerine ateşledi.

Kuru havuzun kapısına bindirmiş HMS Campbeltown.

Sancak tarafından karaya çıkan Teğmen Roderick ve komandoları yakındaki kum torbalarında oluşan mevziiyi siper edindiler. 37 mm’lik silahın olduğu yapıya girmeden önce torbaları devirip bu noktadaki Alman askerlerini etkisiz hale getirdiler. Daha sonra binaya el bombaları atılarak bu silah da susturuldu. Üçüncü hedefleri ise İngiliz karşı ateşinin baskısı altındaydı. Bu nedenle dördüncü ve son hedefi olan devasa yeraltı yakıt tanklarına yöneldi. Tanklar tamamen fuel oil ile doluydu. Tankları imha etmek yerine konumunu koruyarak çıkış emrini beklemeye karar verdi. Teğmen Roy’un ekibi ise sancak tarafından çıkmıştı. İlk hedefleri olan ve pompa binasını koruyan çatıdaki silahların imha edilmesi gerekiyordu. Ancak Roy ve ekibi çatıya çıktığında silahların terk edilmiş olduklarını gördüler. Anlaşılan kendilerine doğru gelen İngiliz komandolarını gören Alman askerleri mevziiyi terk etmişlerdi. Silahlara patlayıcılar yerleştirildi ve bir sonraki hedefe geçildi. Sonraki hedef Teğmen Roy ve ekibinin tahliye için Old Mole’ye geçişi sağlayacak olan ve muhakkak elde tutulması gereken eski köprüydü. Herkes tahliye noktasına geçtiğinde Teğmen Woodcock tarafından imha edilecekti. Fakat Teğmen ve ekibi HMS ML 262 hücumbotundan çıkamamıştı. Teğmen Roy köprüye ulaştığında terk edilmiş olduğunu gördü. Süratle mevzi alarak Alman saldırısına karşı köprüyü savunma pozisyonuna geçti. Ateşkes emri vererek açığa çıkma ihtimalini de düşürdü.

Teğmen Chant’ın imha ekibinde dört astsubay vardı. Ekibin görevi pompa binasını ve pompaları imha etmekti. Bu pompalar kuru havuzdaki suyu tahliye eden büyük pervaneli pompalardı. Eğer kuru havuzun kapısı imha edilemezse bu pompalar olmadan bile basit bir gel-git havuzuna dönecekti. Bir şekilde imha edilirse kuru havuz aylarca kullanım dışı kalacaktı. Ne yazık ki teğmen ve bir astsubay pompa binasına yaklaşamadan yaralandılar. Buna rağmen kalanlar, pompa binasını bulup içeri girmeyi başardılar. İçeri girdiklerinde pompaların tam da aldıkları eğitimde olduğu gibi buldular. Yaralı astsubay güçlükle yürüyordu. Teğmen Chant, ekibin geri kalanının işini yapabilmesi için onları korumak amacıyla kapıda bekledi. Astsubay Dockreill, hem yaralı Astsubay Chemberlain’i, hem de 60 kiloluk patlayıcısını sırtlayıp merdivenlerden aşağı indirdi. Aşağı indiklerinde su geçirmez kılıftaki patlayıcılar pompaya en fazla zarar verecek yerlere yerleştirildi. Tüm bombalar daha sonra infilaklı fitillerle birbirine bağlandı. Ana fünye ise yavaş yanan kısa boylu saniyeli fitile bağlanacaktı. Patlayıcılar hazır olduğunda teğmen, iki adamına yaralı astsubayı sırtlamalarını emretti. Kendi de güçlükle ayakta duruyordu. Tökezledi, son anda Astsubay Dockerill’i tuttu. Yarası ağırdı, merdivenden çıkması zor olacaktı. Fitili yaktı, 40 metrelik merdiveni çıkıp binadan uzaklaşmaları için 90 saniyeleri vardı. Merdivenler yarı olduğunda teğmen iyice yorulmuştu. Dockerill, teğmeni son bir gayretle palaskasından yakaladı. Güvenli bir noktaya gelmişlerdi ki, pompa binası müthiş bir patlamayla havaya uçtu. Chant adamlarını pompa binasına yolladı. Haber güzeldi. Artık pompa kullanılmaz hale gelmişti. Şimdi sadece yakıt tanklarının imha görevi kalmıştı. Adamların Old Mole’ye çekilmesini emretti. Geçiş köprüsü Teğmen Roy tarafından korunuyordu.

Baskında planlanan (Kırmızı) ve gerçekleşen (Yeşil) durum.

HMS ML 457 tüm komandolarını Old Mole’ye indirebilen tek tekneydi. Birinci ve ikinci gruptaki teknelerin tamamına yakını imha edilmişti. HMS ML 177 ise görevini yapabilecek şekilde eski giriş kapısına gelebilmişti. Bu ekip, havzaya demirlemiş iki römorköre patlayıcı yerleştirmeyi başardı. Çevrede sadece iki hücumbot daha vardı: HMS ML 160 rıhtımın yanından geçmeye devam ediyordu ve nehrin yukarısındaki hedefleri tutuyordu, HMS ML 269 kontrolden çıkmış gibi görünüyordu ve daireler çiziyordu. HMS MGB 314’teki Albay Newman plan gereği karaya çıkmayacaktı. Ancak karaya ilk çıkan askerlerin başındaydı. İlk eylemi, komandolara ağır kayıp veren makineli tüfek yuvasına havan saldırısını yönetmek oldu. Daha sonra bir trol teknesine saldırı gerçekleştirdi. Tüm imkânıyla, imha ekipleri görevlerini bitirene kadar koruma sağladı. Albay Newman, deniz yoluyla bir tahliyenin gerçekleşme ihtimalinin azaldığını fark ettiğinde karada 100 komando vardı. Durumu değerlendirip askerleri toparladı ve üç emir verdi:

  • İngiltere’ye dönmek için elinizden gelen her şeyi yapın.
  • Tüm mühimmatınız bitene kadar teslim olmayın.
  • Eğer yardım alabilecek durumdaysanız asla teslim olmayın.

Albay Newman ve Binbaşı Copland, kara yoluyla İspanya’ya geçmeyi deneyeceklerdi. Limandan şehre doğru çatışarak ilerlediler. Dar sokaklardan kırsal kesime geçmeyi denediler, ancak etrafları sarılmaya başladı. Sonunda mermileri bittiğinde teslim olmak zorunda kaldılar. Sadece 5 komando bu hengâmeden kurtulup tarafsız İspanya topraklarına geçmeyi başardı.

Hücumbotların çoğu limana yaklaşırken imha edilmişti. Sancak tarafındaki ilk hücumbot, tutuşan ilk tekneydi. Kaptanı, Old Mole’un sonunda onu kumsala bindirmeyi başardı. Bazı sancak tekneleri hedeflerine ulaşıp komandolarını indirmeye başladı. İskele hattındaki lider tekne olan HMS ML 443, ateş almadan önce doğrudan yoğun ateş ve el bombaları karşısında Old Mole’un 3 metre yakınına ulaştı. Mürettebat, limanda olduğu bildirilen iki büyük tanker gemiyi arayan torpido botlarından biri olan HMS ML 160 tarafından kurtarıldı. HMS ML 160 ve HMS ML 443 komutanları, Teğmen Boyd ve TDL Platt, üstün cesaret örneği gösterdiler. İskele hattının teknelerinin geri kalanı Old Mole’a ulaşmadan önce yok edilmiş veya devre dışı bırakılmıştı. HMS ML 192 ve HMS ML 262 yoğun ateş aldı ve mürettebatından altısı hariç hepsi öldürüldü. HMS ML 268’dan bir kişi kurtulabildi. HMS Campbeltown’dan tahliye edilen 50 Komando ve mürettebat taşıyan HMS ML 177, neredeyse limandan çıkmayı başarmıştı. Ancak, Le Pointeau’dan ateşlenen 75 mm’lik bir mermi tarafından vuruldu ve battı. Teğmen Rodier ve Teğmen Tibbits öldü, Binbaşı Beattie suya atlayarak hayatta kaldı ve Almanlar tarafından kurtarıldı. Kalan dört tekne, HMS ML 307, HMS ML 443, HMS ML 306 ve HMS ML 446; komandolarını indirmek için Old Mole’a gitmenin artık imkânsız olduğunu ve insan ve kaynak israfının olduğunu düşünüyorlardı. Tüm bölge yakıt ve araç yangınlarıyla aydınlanıyordu Bu nedenle nehre dönmenin daha güvenli olduğuna karar verdiler. HMS ML 306 da limana yaklaştığında ağır ateş altında kaldı. 1. Komando’dan Astsubay Thomas Durrant, teknenin arka tarafında Lewis hafif makineli silaha sahipti. Limandan çıkarken silah ve ışıldak pozisyonlarını hedef aldı. Yaralanmasına rağmen silahını bırakmadı. Tekne açık denize ulaştı ancak yakın mesafeden Alman torpil botu DKM Jaguar tarafından saldırıya uğradı. Durrant, torpil botunun köprüsünü hedef alarak ateşe karşılık verdi. Birkaç defa daha vuruldu, teslim ol çağrısına rağmen ölene kadar çatışmaya devam etti. Almanlar hücumbotu ele geçirdi ve ganimet olarak el koydu. Astsubay Durrant, daha sonra DKM Jaguar’ın kaptanı tarafından verilen ifadeyle Victoria Haç’ına layık görülecekti. Saat 02.00’da U-593, açıktaki HMS Atherstone ve HMS Tynedale’yi fark etti. Açıktaki muhripler, Almanlar’ın kafasını iyice karıştırdı. Baskı yerine daha büyük bir saldırıya maruz kaldıklarını düşündüler.

Baskında yaralanan bir İngiliz komandosu.

Ryder, yedi veya sekiz yanan hücumbottan başka hiçbir gemi göremiyordu. Hücumbotların yarısı imha edilmişti, yarısı hakkında hiçbir fikri yoktu. Daha sonra Old Mole’daki çıkarma yerlerinin ve havza girişinin Almanlar tarafından yeniden ele geçirildiğini fark etti. Komandolar için yapabilecekleri başka bir şey yoktu, hemen bir şey yapmazsa tüm ekip yaşamını kaybedebilirdi. Bu yüzden saat 02.30’da limanı terk etme emri verdi. Kaçış sırasında sürekli olarak Alman ışıldakları tarafından aydınlatıldılar ve Alman silahlarıyla en az altı kez vuruldular. HMS ML 270’i geçerek, ona takip etmesini emretti ve her iki tekneyi de gizlemek için sisleme yaptılar. Açık denize ulaştıklarında, daha küçük kalibreli silahlar menzil dışındaydı ve ateş etmeyi bıraktı, ancak daha ağır toplar saldırıya devam etti. Son Alman salvosu isabet ettiğinde hücumbotlar kıyıdan yaklaşık 4 mil açıktaydı. Kalan hücumbotların kaçışlarını sağladı ve HMS Tynedale ve HMS Atherstone muhripleri ile buluşmak için yol aldılar. HMS MGB 314’teki Ryder, Irwin’in HMS ML 270’siyle buluşup birlikte devam etmişlerdi.

Buluşma noktasına saat 04.30’da ulaştılar, ancak oyalanmamaya karar verdiler ve HMS ML 156, HMS ML 446 ile iki muhribi gördüklerinde eve doğru yola koyuldular. Fransa’ya doğru ilerlerken, kendilerine bildirilen Alman torpil botlarının varlığıyla yönlerini değiştirmişler ve onlarla sert bir mücadelede bulunmuşlardı. Yaralıların hepsi kötü durumdaydı ve acil tıbbi müdahaleye ihtiyaçları vardı. Böylece herkes muhriplere transfer edildi ve hücumbotlar terk edildi. HMS ML 160, HMS ML 307 ve HMS ML 443 de kaçmayı başarmıştı. Bu üç tekne dönüş yolunda 1 Alman uçağını düşürmeyi başardı. Randevu noktasına geldiklerinde kendilerini bekleyecek olan muhriplerin olmadığını gördüler. Zaten saldırıya uğramışlardı. Bir daha Luftwaffe’ye yakalanmak istemedikleri için kendi başlarına İngiltere’ye doğru yola devam ettiler.

Baskından dönmeyi başaran hücumbotlardan biri olan HMS ML 307.

Yine de Luftwaffe saldırısına uğradılar. Junkers ju-88, hücumbotları daha rahat görebilmek için alçaldığında, tüm komandolar kokpite nişan alarak ateşe başladılar. Vurulan uçak hızlıca suya çakıldı. Ardından bir deniz devriye uçağına yakalandılar. Bu uçakta karşı saldırıyla püskürtüldü. Ertesi gün sağ salim evlerine dönmüşlerdi.

Esir alınan İngiliz askerleri. Esirlerden pek çoğu sabah olduğunda yakalanabildi.

Gün ağardığında komandoların limana verdiği hasar dehşet vericiydi. Kuru havuzun kapısına saplanmış kalmış bir muhrip, imha edilmiş pompa binası, yer yer yanan gemiler, cesetler, yaralılar, esirler… Liman tam keşmekeş ortamıydı. Bir grup Alman deniz subayı HMS Campbeltown’a çıkarak gemiyi incelemeye başladı. Gemide dikkat çekici bir şey göremediler. Nihayet bunun, limana mümkün olan en yüksek hasarı verebilmek için gözden çıkartılmış eski bir gemi olduğuna karar verdiler. Hatta pruvaya yapılan beton eklemesinin bile gemiyi ağırlaştırıp daha sert bir darbe etkisi gereği olduğunu düşünüp dalga geçtiler. Saat 09.00’da patlaması beklenen gecikmeli fünyeler halen infilak etmemişti. İngiliz esirler göz ucuyla yaşlı muhribe bakıyorlardı. Saatler ilerledikçe yerel halk da gemiye ilgi duyup çevresinde toplanmaya başlamıştı. Saat 10.00’da bir İngiliz subayı gemiye alındı. Gemi hakkında bilgi verdi ancak verdiği bilgilerde bombadan hiç bahsetmedi. Nihayet saat 10.35’de yaklaşık 4,5 ton ağırlığındaki bomba patladı. Patlama devasa boyutlarda oldu ve kasabayı sarsmıştı. HMS Campbeltown ikiye bölündü, pruva parçalandı ve kıç tarafı sudan yükseldi. Altındaki kapı neredeyse yok oldu ve geminin kalıntıları, durdurulamaz deniz suyuyla kuru havuza girdi. Kuru havuzda onarım gören iki tanker gemi hasar gördü. Patlamanın şiddetiyle evlerin kiremitleri ve camları parçalandı. O esnada Binbaşı Beattie sorgudaydı. Alman subayı tam da limanın savunmasını neden bu kadar küçük gördünüz sorusunu yöneltmişti. Binbaşı patlamayla birlikte cevabını verdi: “Siz de bizi küçük görmüşsünüz”. Fransız kaynaklarına göre patlama esnasında gemiyi gezen asker ve sivil toplam 40 kişi hayatını kaybetti. İki gün sonra da gecikmeli torpiller infilak ederek denizaltı barınağına giden dış havza kapısını imha etti. Almanlar çılgına dönmüştü. Aralarında halen komandoların olduğunu düşünüyorlardı. Bu sebeple 16 sivil Fransız’ı öldürdüler, yaklaşık 1.500 kişiyi de tutukladılar.

Olacaklardan habersiz gemide inceleme yapan Alman askerleri.

İngilizlerin kayıplarına rağmen Chariot Operasyonu başarıyla sonuçlandı. Kuru havuz 1947 yılına kadar faaliyet dışı kaldı. Operasyondaki kayıpların ana sebebi, ikincil hedeflere yapılan saldırılar olmuştu. Planlanamayan gelişmeler karadaki ve denizdeki komandolara kayıplar yaşattı. Adolf Hitler, İngilizlerin hücumbot filosu ile Loire nehrine rahatça yelken açabildikleri için öfkeliydi. Oberbefehlshaber West genelkurmay başkanı Generaloberst Carl Hilpert’i görevden aldı. Baskın, Almanların dikkatini Atlantik Duvarı’na yeniden odakladı ve saldırının tekrarlanmaması için limanlara önem gösterildi. Haziran 1942’ye gelindiğinde Almanlar, daha önce yalnızca denizaltı bölmelerinde kullanılan miktarlarda silah yerleştirmelerini ve kazamatları güçlendirmek için beton kullanmaya başladı. Hitler, Silahlanma Bakanı Albert Speer ile yaptığı görüşmede yeni planlar ortaya koydu. Ağustos 1942’de, Atlantik kıyılarını Norveç’ten İspanya’ya kadar korumak için Mayıs 1943’e kadar 15.000 sığınak inşa edilmesi çağrısında bulundu. Savaş gemisi DKM Tirpitz Atlantik’e asla geçmedi. 12 Kasım 1944’te Katechism Operasyonu’nda RAF tarafından yok edilene kadar Müttefik gemiciliğini tehdit etmek için Norveç fiyortlarında kaldı. Baskında, 2 tanker ve 2 römorkör batırıldı, 2 tane Junkers Ju-88 düşürüldü. Limandaki Alman askerleri ve Fransız sivil kaybı toplamda 360 kişi olarak kayda geçti. İngilizler ise 169 askerini (105 denizci, 64 komando) kaybetti, 215’i esir düştü. 1 silahlı bot, 1 torpil botu ve 13 hücumbot kaybedildi. Bununla birlikte RAF’a ait 1 tane Armstrong Whitworth Whitley ve 1 tane Bristol Beaufighter düştü. Baskına katılan askerlere İngiliz Hükumeti 85, Fransız Hükumeti ise 4 ödül vermiştir. Ölen İngiliz askerleri La Baule-Escoublac mezarlığına defnedildi.

Bilgi

ML: Motor Launch, liman savunması ve denizaltı takibi veya silahlı yüksek hızlı hava-deniz kurtarma faaliyeti için tasarlanmış küçük askeri tekne.

MGB: Motor Gunboat, güçlü ve seri ateş edebilen silahlarla donatılmış, yüksek hızlı askeri tekne. Alman yapımı E-boat’lara karşı geliştirilmiştir. Yapıları gereği ağır hava koşullarına dayanıklı değillerdi.

MTB: Motor Torpedo Boat, genelde 2 ya da 4 torpil tüpüne sahip yüksek hızlı askeri tekne. Küçük ve hızlı yapılarından dolayı büyük gemilere sürpriz saldırılar yapabiliyordu.

RAF: Royal Air Force, Kraliyet hava Kuvvetleri.

Kaynaklar

Özel Teşekkür

Saint Nazaire Derneği halka ilişkiler sorumlusu Sayın David Tait ve WEB sitesi yöneticisi Sayın James Dorrian’a yakın ilgisi ve kaynak paylaşımın izninden dolayı teşekkür ederiz.

Content Protection by DMCA.com
The following two tabs change content below.
Avatar

Güngör Dağlı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Birinci Dünya Savaşı’nın Avrupa Toprakları ve Ormanları Üzerine Etkileri