Sovyetler Birliği Tarafından Vurulan Keşif Uçağımız

Sovyetler Birliği Tarafından Vurulan Keşif Uçağımız

Lütfen dikkat;

Yazıma başlamadan önce, anlatacağım bu olay hakkında bir bilgilendirme yapmak istiyorum. Bu olay ne NATO tarafından, ne de Türk Hava Kuvvetleri tarafından resmi olarak kesinlikle açıklanmamıştır. Hiçbir kurum tarafından resmi bir açıklama yapılmamıştır. Ben sadece farklı muhabirlerin, farklı gazetecilerin yazıkları ile kendi kafamda canlandırdığım olayı sizlere yazıyorum. Okuyanlar için tamamen hayal ürünü bir senaryo gibi algılanabilir ama olay hakkında bir açıklamanın olmaması ve söz konusu uçağın herhangi bir kaza kırım raporu olmadan envanterden çıkartılması yüzünden, bu olay resmi bir açıklama yapılana kadar gizemini sürdürecektir. Elinde bu olayı destekleyen veya yalanlayan herhangi bir bilgi veya kaynağı olan birisi varsa lütfen yorum olarak belirtsin. Benim elimde herhangi bir bilgi ve kaynak bulunmamakla beraber, internet ortamında farklı insanların yazdıklarından okuduklarım bende bir fikir oluşturmuştur, o kadar. Benim farklı kaynaklardan okuduklarımın özeti aşağıdaki gibidir.

Arkadaşlar, bu akşam sizlere 1977 yılında Sovyetler birliği tarafından füze ile vurularak düşürülen bir keşif uçağımızı (RF-104G) anlatmak istiyorum. Bu olay, ülkemizde birçok kişi tarafından bilinmeyen bir olaydır. Çünkü maalesef bu olayda Türkiye çoğu insana göre haksızdır. Belki de bu yüzden üstü kapatılmıştır.

Benim daha önce U-2 casus uçağı ile ilgili yazdığım yazıyı okumayan kardeşlerim bu yazıyı anlamayabilirler. Sizden ricam eğer okumadıysanız lütfen önce o yazıya göz atın.

U-2 krizinden sonra, NATO ile Varşova Paktı arasında bir anlaşma yapılmıştı. Bu anlaşmanın birçok maddesi vardı. Ama ben sizleri bunaltmamak için sadece Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren maddeyi yazmak istiyorum. Bildiğiniz gibi, Sovyetler Birliği ile karadan direk sınır komşusu olan sadece iki NATO üyesi ülke vardı, Türkiye ve Norveç.

Norveç ile Sovyetler Birliği arasındaki kara sınırı, tıpkı Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki sınır gibi denizden başlıyordu ama aşırı derecede dağlık bir coğrafyada olduğu için, her iki ülke de birbirine zırhlı birlikler ile saldıramazdı. Hatta piyadeler bile zor hareket edebilirlerdi. Karşılıklı olarak bir kara harekatı yapmak imkansızdı. Fakat Türkiye ile Sovyetler birliği arasındaki sınır her ne kadar dağlık noktaları olsa da, Erzurum – Iğdır arasındaki bir boğazdan tanklar ile yapılacak bir saldırı için çok elverişli idi. Eğer Sovyet tankları bu hattı aşabilirlerse, bütün Anadolu’yu rahatlıkla işgal edebilirlerdi. O yüzden Türkiye, Kars – Iğdır – Erzurum hattında kendi tank birlikleri ile bu alanı korumaya almıştı. Benzer şekilde, sınırın hemen diğer tarafında Sovyetler Birliği’nin kendi zırhlı birlikleri bulunuyordu. Onlar da bir NATO üyesi ülke olan Türkiye’den gelebilecek muhtemel bir istilayı önlemek için, günümüzde Ermenistan sınırları içinde kalan ve düz bir boğaz şeklindeki bir vadiyi Türk tanklarına karşı koruma görevini yerine getirmekteydiler. U-2 benzeri bir kriz bir daha yaşanmasın diye, NATO ile Varşova Paktı arasında yapılan anlaşmanın maddelerinden birisi de, Norveç – Sovyetler Birliği ve Türkiye – Sovyetler Birliği sınırlarına her iki taraftan da 5 deniz mili mesafeden hiçbir şekilde askeri uçak uçurmamaktı. Yani bu üç ülke, kendi hava sahasında olsa bile, birbirlerinin sınırlarına 5 deniz mili yaklaşamayacaklardı.

Türkiye’nin savunma amaçlı kullandığı bu birlikler, Kars – Ardahan noktasından başlasalar da, savunmamızın belkemiği, Erzurum’un hemen doğusundaki bölgeydi. Eğer Sovyet tankları Erzurum doğusundaki birliklerimizi aşabilirlerse, 5 ayrı güzergahı kullanarak bütün Anadolu’ya yayılabilirlerdi. Erzurum yaklaşma hattı bu yüzden çok önemliydi.

Sovyetler Birliği de benzer şekilde, muhtemel bir NATO saldırını önlemek için, tankların geçebileceği en elverişli coğrafya olan Erivan – Nahçivan hattını en modern zırhlı birlikleri ile ve en gözde piyade birlikleri ile korumaktaydı. Çünkü eğer NATO zırhlı birlikleri bu hattı geçebilirlerse, Hazar Denizi’ne kadar NATO tanklarını durdurabilecek herhangi bir doğal engel yoktu. Soğuk savaş sırasında her iki tarafta da gergin bir bekleyiş vardı. Çünkü her iki taraf da birbirine asla güvenmiyordu.

NATO ile Varşova Paktı arasındaki bu anlaşmaya Norveç ve Sovyetler Birliği uymaktaydılar. Fakat Türkiye, sınırın diğer tarafındaki Sovyet zırhlı birliklerini takip etmek için, herhangi muhtemel bir hareketlenme olup olmadığını belirlemek için sıklıkla RF-104G keşif uçakları ile sınıra yakın bölgelerde uçup fotoğraf çekmekteydiler. Her ne kadar bu uçuşların hepsi kendi sınırlarımız içerisinde ve kendi hava sahamızda olsa da, yapılan anlaşmaya aykırı idi.

1977 yılının haziran ayının ikinci haftasında, iki adet RF-104G uçağımız bölgeye gelerek keşif uçuşu için sınıra yaklaşmaya başladılar. Uçaklarımız Van, Doğubayazıt, Ağrı Dağı’nın doğusu (İran sınırı) ve Sovyet Nahcivan – Ermenistan sınırını 5 km içeride kalarak yalayarak geçeceklerdi. Bu uçuş rotası, yapılan anlaşmaya kesinlikle uymuyordu.

Uçaklarımız büyük ve küçük Ağrı Dağı’nın arasından Iğdır’ın doğusuna girerek göreve başladıklarında, varlıkları Sovyet hava savunma birlikleri tarafından radar ekranında görüldü. Uçaklar önce sınıra doğru uçup, ardından bir sınır ihlalinde bulunmamak için manevra yaptılar. Böylece yine hava sahamızda kalarak, tekrar batı istikametine yöneldiler. Sovyet hava savunma birlikleri uçaklarımızın niyet ve maksatlarını açıkça biliyordu. Kendi zırhlı birliklerinin fotoğraflarını çekmek için oradaydılar. Bunu bir taciz olarak algılayan Kızıl Ordunun sınır birlikleri,  iki adet sam füzesini ateşlediler. (SAM, yerden havaya füze anlamına gelmektedir ve infrared güdümlü veya radar güdümlü olabilirler.)

Yerden havalanan SAM’leri fark eden pilotlarımız hemen manevra yaparak güney-batıya, Iğdır merkez istikametine yöneldiler. Bir an önce ses hızının en az iki katına çıkmak için full throttle uçmaktaydılar. Çıkan ses o kadar güçlüydü ki, öğlen vakti tarlalarında çalışan insanlar, evlerinde dinlenenler kendilerini  dışarı atmışlardı. Her iki sam füzesi de havada sipiraller çizerek hava sahamıza girdi. Uçaklar füzelerden kurtulmak için her türlü manevrayı yaptılar. F-104’ler ile ilgili olan yazımı okuyanlar bu kısmı çok daha iyi anlayacaklardır. F-104 gibi dönüş yarıçapı aşırı yüksek olan bir uçağın, çok kıvrak bir füze olan kızıl ötesi güdümlü füzeden kurtulması hemen hemen bir mucize olurdu. Füzelerden kurtulmak isteyen pilotlarımız altlarındaki uçakları limitlerini zorlayarak kullanıyordu. Öyle ki, bu olaya aşağıdan şahit olanlar, bu manevraların 45 – 50 saniye kadar sürdüğünü söylemektedir. Tüm bu çabaya rağmen, 1 no’lu RF-104G uçağımız SAM füzesiyle temas etti pilot çok doğru bir hareketle uçaktan atladı.

2  no’lu RF-104G uçağımızın pilotu, liderinin vurulduğunu görmesine ve arkasındaki SAM’den kurtulamamış olmasına rağmen henüz atlamamıştı. 2 no’lu RF-104G pilotu tam aksini yaparak büyük bir risk aldı ve uçağının motorunu kapattı. Ses üstü bir hızda uçmakta olduğu için uçak bir süre sessizce ilerledi ve ikinci SAM ile uçağımızın ikinci teması gerçekleşti. Ancak bu temas birincisi gibi olmamış, büyük bir şans eseri füze ve uçağın gövdelerinin birbirine sürtmesiyle neticelenmişti.

Bu süre zarfında uçak sovyet hava savunma birliklerinin hedef menzilden çıkmıştı. 2 no’lu RF-104G pilotu tekrar motorlarını çalıştırdı ve daha sonra yaralı halde üssüne dönmeyi başardı.

1 no’lu RF-104G uçağının pilotu seyir hızının yüksekliği, patlamanın şiddeti ve fırlatma koltuğunun etkisiyle havada bayılmıştı. Yere inişini baygın halde yaptı. Pilotumuz Iğdır’ın Sovyet sınırına yakın bir köyü olan Küllük Köyü civarına iniş yapmıştı. Pilotumuz iniş esnasında baygın olduğundan Sovyet topraklarına indiğini sandı. Yardım etmek için üzerine doğru gelen köylüleri görünce, bunların Ermeni olduğunu düşündü ve belindeki beylik silahını çekti. Teslim olmaktansa çatışmak ve sonunda intihar etmek niyetindeydi. Pilotun içinde bulunduğu durumu kavrayan köylüler, bir faciayı önleyerek Türk olduklarını ve Türk topraklarına düştüğünü pilotumuza bağırarak haber verdiler.

Content Protection by DMCA.com
The following two tabs change content below.
Levent Özgül

Levent Özgül

Elektrik mühendisiyim. Akışkanlar mekaniği ile ilgili Türk Patent Enstitüsü tarafından onaylanmış iki adet patentim var. Ağır sanayi sektöründeyim.

Bir yorum

  1. Destekleme babında şunu söyleyebilirim. Olay doğru. Aslen ığdırlıyım ben. Babam gil olaya bizzat canlı tanıklık etmişler. Bu füzelerin sınırdan girmesi uçakların manevraları anlatıldığı gibidir

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Lütfen reklam engelleyici yazılımı kapatıp öyle devam edin.

Biliyoruz reklam görmek hoşunuza gitmiyor ama...

Web sitemizin yayın hayatına devam edebilmesi için reklam gelirlerine ihtiyacı var. Lütfen reklam engelleyici yazılımları kapatarak bize destek olun.

Bağış, reklam ve işbirlikleri için bize muharebetarihi@gmail.com e-posta adresinden ulaşabilirsiniz.

error: İçerik korunmaktadır!