Grumman F-14 Tomcat

Bu yazımda sizlere, Top Gun filmi ile özdeşleşmiş bir uçak olan F-14 Tomcat’ten bahsedeceğim. F-14, Amerikan uçak gemilerini uzun menzilli Sovyet süpersonik seyir füzelerinden ve uzun menzilli ağır bombardıman uçaklarından korumak için tasarlanmış, döneminin en başarılı önleme uçaklarından birisidir.

Maalesef internette bu uçak hakkında çok fazla bilgi kirliliği mevcuttur. Bu uçak hakkında özellikle bazı Türkçe kaynaklarda, son derece yanlış bir şekilde uçağın avcı uçağı olduğu yazmaktadır. Oysa bu uçak safkan bir önleme uçağıdır (interceptor). Herhangi bir av yeteneği olmamasıyla birlikte, F-16 gibi bir avcı uçağına karşı it dalaşına girmesi de düşünülemez.

Hollywood yapımı bir film olan Top Gun, dünyadaki tüm gençleri ve havacılık meraklılarını o kadar kötü bir şekilde zehirlemiştir ki, günümüzde bile askeri havacılık uzmanları, Top Gun filminde gösterilen her şeyin aslında hayal ürünü bir senaryo olduğunu inşalara anlatmakta güçlük çekmektedir. Gerçek bir hava muharebesinde filmdeki hareketleri bir F-14’ün asla yapamayacağı insanlara bir türlü anlatılamamaktadır. Bu durum, Amerikan sinema sektörünün ne kadar da güçlü bir algı yaratma ve yönetme kabiliyeti olduğunu gözler önüne sermektedir. Konuya girmeden önce bir kez daha söylemek istiyorum ki F-14, Mig-31 ile beraber dünya askeri havacılık tarihinde tasarlanmış ve üretilmiş tartışmasız en iyi önleme uçağıdır.

Top Gun, 1986 yapımı başrollerini Tom Cruise ile Kelly McGillis’in paylaştığı aksiyon filmi.

Önleme Uçakları

Önleme uçağı, şahsen bir mühendis olarak benim incelemeyi en çok sevdiğim uçaklardan birisidir. Önleme uçaklarının asıl öncelikli hedefleri, düşmanın ağır bombardıman ve keşif uçaklarıdır. Radar teknolojisinin günümüzdeki kadar gelişmediği dönemlerde, özellikle de soğuk savaş sırasında çok önemli görevler yüklenmiş, belki de üçüncü dünya savaşını veya bir nükleer savaşı tek başlarına önlemiş uçaklardır. Önleme uçakları, manevra yeteneğinden çok, ani olarak irtifa ve sürat kazanabilen, avcı uçaklarının sahip olduğu radarlar ile kıyas dahi edilemeyecek kadar uzun menzilli radarları olan (neredeyse mini bir AWACS uçağı kadar) uçaklardır. Avcı uçaklarından çok daha fazla sürate sahip olan ve en önemlisi de sahip oldukları ani irtifa kazanma yeteneği sayesinde düşman avcıları tarafından düşürülmesi çok zor olan, taktik ve tamamen savunma amaçlı askeri uçaklardır. Herhangi bir kara veya deniz hedefine saldırma yetenekleri yoktur. Zaten kendilerinden de böyle bir beklenti yoktur.

Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri’ne ait E-3 Sentry Havadan Erken Uyarı ve Kontrol (AWACS) uçağı.

F-14’ün Doğuşu

1950’li yılların sonunda, Sovyetler Birliği’nin her alanda açık ara sahip olduğu hava üstünlüğü, Amerikan Donanması’nı fazlasıyla tedirgin etmiştir. Uzun tartışmaların sonucunda ıssız okyanusun ortasında, korumasız Amerikan uçak gemilerini Sovyetler Birliği’nin uzun menzilli süpersonik seyir füzelerinden ve uzun menzilli ağır bombardıman uçaklarından korumak için gerçek anlamda bir önleme uçağının tedarik edilmesine karar verilmiştir. Bu ihtiyaç ile ilgili olarak, Amerikan Donanması hiçbir satın alma garantisi vermeden bir ihale açmış ve bir yarışma düzenlemiştir. 15 Ocak 1960’da Northrop Grumman firmasının VFX adlı projesi ile bu yarışmayı kazandığı açıklandı. Ortaya konulan prototip, ilk uçuşunu 21 Aralık 1970’te gerçekleştirdi. Bu ilk uçak, bir uçuş kazasında kaybedildi. Daha sonra proje 24 Mayıs 1971’de ikinci bir prototip ile yeniden başladı. 1972 yılının sonlarına doğru da, ilk operasyonel F-14, Roosevelt uçak gemisinde göreve başladı. Donanma uçağı çok beğenmiş ve derhal seri üretime geçilmesi için sipariş vermişti. Artık Amerikan uçak gemileri ıssız okyanuslarda çok daha rahat dolaşacaktı. F-14’ten istenen tek bir görev vardı; Uçak gemisinden havalanmak ve uçak gemisinin çevresinde uzun yarıçaplı devriye uçuşları yapmak…

USS Theodore Roosevelt’ten kalkış yapan bir F-14.

Gelelim bu uçağın doğmasına sebep veren ilginç olaylardan bazılarına… Önceden donanmada F-14’lerin görevini yapmaya çalışan F-111’ler  asla donanmanın istediği performansı sergileyemiyorlardı. Bir dönem F-111’lerin güçlendirilmesi gündeme gelmişti.

“Sayın Senatör, tüm Hristiyanlık aleminde F-111’i önleme uçağına çevirebilecek yeterli itki gücü (jet motoru) yoktur.”.

Bu sözler ABD Deniz Kuvvetleri mensubu Koramiral Thomas Connelly’e tarafından, Amerikan Donanması’nın uçak gemilerine karşı tehditleri “önleme“ görevi için kullanılmak için şiddetle denenmesine rağmen, askerlerce asla uygun görülmeyen F-111’in planlanan F-111B versiyonu için söylendi.

F-14 Tomcat’ın 1968 yılında yapılan tek kuyruklu tasarımlarından biri. Bu model, daha sonraki dönemde rüzgar tüneli testlerinde kabul görmeyip çift kuyruklu modelde karar kılınacaktı.

Bu meşhur sembolik cümle, kuşkusuz koramiralin kariyerine mal oldu. Konuyla ilgili olumsuz beyanını basın mensuplarına açık bir kongre görüşmesi sırasında, dolayısıyla kamuoyuna açıkça arz etti ve genelkurmay başkanı olması beklendiği bir dönemde emekliye sevk edilmiş oldu.

Fakat asker cephesinin ağır basan bu argümanı da amacına ulaşarak F-111B’nin, seri üretim aşamasına yaklaşmışken iptal edilmesine sebep oldu ve F-14 Tomcat ortaya çıktı. Zaten Tomcat lakabı, söz konusu korgenerali şereflendirme amacı taşıyordu.

F-14 Hakkında Teknik Bilgiler

F-14’ün güçlü radarı o kadar uzun menzilliydi ki, mini bir AWACS uçağı (Havadan Erken Uyarı ve Kontrol uçağı) olarak kullanılabiliyordu. Aynı anda 25 hava hedefini takip edip, 6 tanesine angaje olabilen bu uçak, zamanının çok ötesinde bir mühendislik harikası idi. Sadece F-14’ler tarafından fırlatılabilen 100 deniz mili menzilli Aim 54 Phoenix füzeleri, Amerikan uçak gemilerini koruma görevi için bire birdi. Phoenix füzeleri ile Amerikan Donanması tam anlamıyla bir önleme yeteneği kazanmıştı. Phoenix füzeleri, dünya askeri havacılık tarihinde herhangi bir uçak modeli için özel olarak üretilen ilk ve tek füzedir.

Phoenix füzeleri ile F14.

F-14’ün belki de en çok sevilen özelliği ise değişken geometrik yapılı kanatlarıdır. Uçak havada hızlandıkça kanatları arkaya doğru yatıyordu. Bu sayede F-14, hava sürtünmesi çok azaldığı için daha az yakıt yakıyor ve havada daha uzun süre kalabiliyordu.

Sanılanın aksine F-14, bir donanma uçağı idi ve sadece donanma tarafından kullanılmıştır. Asla Amerikan Hava Kuvvetleri veya deniz piyadeleri tarafından kullanılmamıştır. Bir dönem, Türk Hava Kuvvetleri’nin de gündemine gelen bu uçak, son derece doğru bir karar verilerek F-16’lar tercih edilince, satın alınmaktan vazgeçilmiştir…

Phoenix füzesi ateşlemiş bir F-14.

F-14’lerin ilk modeli olan F-14A’lar, Pratt&Whitney TF30-PW-414 isminde bir motor kullanıyordu. Bu motor aslında ilk olarak başka bir uçak için tasarlanmıştı. Sonrasında o uçağın projesi iptal edilince, F-111 ve A-7’lerin hava kuvvetlerinin kullandığı eski modellerine taktılar. Ancak, henüz yeni bir teknoloji olmasından dolayı motor çok sorunluydu. Uçan buluttan nem kapıp “compressor stall” denen çok tehlikeli bir arızaya sebebiyet veriyordu. Hatta bazen stall, bütün kompresörlere yayılıp “compessor surge” denilen çok daha ciddi bir arızaya neden oluyordu. Hatta, meşhur Top Gun filminde de Goose’un ölmesine sebep olan kaza, yine Pratt&Whitney TF30-PW-414’ün stall olmasından dolayı gerçekleşmiştir.

Top Gun filmindeki meşhur sahnenin maketi.

Hem istenilen performansı sağlayamaması hem de sürekli arızalanmasından dolayı büyük çoğunluğunun motorunu General Electric F110-GE-400 motoru ile değiştirip, sonradan üretilecek olanlarda da bu motorun kullanılmasına karar verdiler. Motoru değişen F-14A’ların da ismi önce F-14A+, seri üretime geçtiğinde ise, F-14 B oldu. F-14D’ler ise, F-14B’lerin AN/AWG-9 radarlarının sökülerek, AN/APG-71 radarının takılması ile ortaya çıkan modelidir. Yeni takılan bu radar ile F-14D’nin radar menzili ise tam 300 kilometreydi.

General Electric F110-GE-400 Turbofan motor.

Teorik olarak meşhur performans parametrelerine imza atan, uzun menzilli (180-190 km) tam aktif radar güdümlü AIM-54 Phoenix, ABD perspektifinden reel düşman hedef siftahı yapamadı. Daha çok Sovyet menşeili stratejik bombardıman uçaklarına ve dümdüz uçan seyir füzelerine karşı geliştirilen bu stratejik füze, avcı uçaklarını vurmak için yeterli olmadığını 1999 yılında, üç denemesinde de gözler önüne serdi. Nitekim 5 Ocak 1999 tarihinde Amerikan Deniz Kuvvetleri’ne ait bir F-14D, iki Irak MiG-25 Foxbat jetini tespit, teşhis ve takip etti ama tahrip edemedi. İki füze ateşledi. Tam aktif radar güdümlü füzeleri, uzaktan radar ikaz alıcılarıyla algılayan Mig-25’lerin ikisi de füzeleri fark ederek kaçtılar. Aslında önleme manasında füzeler amacına ulaşmıştı ama her biri 1 milyon dolar değerindeki füzelerin ikisinin de hedefi ıskalaması istenilen bir sonuç değildi. Aynı yılın 9 Eylül tarihinde yine bir F-14’ten ateşlenen bir Phoenix füzesi daha yine bir Irak MiG-23’ünü ıskaladı.

Phoenix füzesi ateşleyen F-14 Tomcat.

Soğuk savaşın sona ermesiyle Sovyet tehdidi ortadan kalkmıştı. Bakım ve işletmesinin çok pahalı olması ve modern tam aktif radar güdümlü havadan havaya füzelerin kullanılmaya başlanmasıyla F-14’e kapı gözüktü. F-14, 90’lı yıllarda çok ciddi bir modernizasyona tabi tutulup, geceleri yer değiştiren hareketli yer hedeflerine saldırma yeteneğine kavuşmasına rağmen 2006 yılında Amerikan donanması tarafından emekli edildi.

İran’ın F-14 Tedarik Projesi: Persian King

U-2 krizinden sonra Amerika, Sovyetler Birliğini gözetlemek için artık NATO üyesi ülkelerin askeri hava üslerini kullanamıyordu. Çünkü Sovyetler Birliği açık açık NATO’yu tehdit etmiş ve eğer bir kez daha böyle bir olay yaşanırsa, o üslerin bombalanacağını söylemişti. Birkaç cümle ile o sözleri hatırlatmak istiyorum:

Khrushchev, 5 Mayıs 1960’ta verdiği demeçte, ABD ve Sovyetler Birliği arasında iyi niyet zirve toplantısı yapılacağı sırada, Sovyetler Birliği’ne karşı girişilen bu düşmanca hareketin söz konusu zirve toplantısını baltalamak amacını güttüğünü söylemişti. NATO’ya diplomatik sınırları aşan ve hatta savaş ilan edilirken bile kullanılamayacak kadar sert ifadeler içeren bir nota çekmiş, Türkiye’yi, İngiltere’yi, Japonya’yı ve Norveç’i bu notadan bağımsız olarak ayrıca tehdit etmişti. Kısaca şunları söylemiştir: “Amerikan uçaklarına üslerinde faaliyet izni veren devletlere çok net olarak söylüyorum, bu hareketiniz, Sovyetler Birliğinin güvenliğini ve egemenliğini tehdit anlamına gelmektedir. Bunun tekrarı durumunda, U-2 uçaklarının Türkiye, Japonya, Kıbrıs, İngiltere ve Norveç’ten kalktığı hava meydanları ikinci bir uyarı yapılmaksızın bombalanacaktır.”

Bu olaydan sonra, hiçbir NATO üyesi ülke kendi topraklarından kalkacak bir Amerikan keşif uçağının Sovyetler Birliği üzerinde keşif uçuşu yapmasına izin vermiyordu. Bu durumda, bölgede NATO üyesi olmayan ama Amerika ile iyi ilişkileri olan tek bir devlet vardı. O da İran’dı. O halde keşif uçuşları İran üzerinden yapılacaktı.

1941’den, 1979’a kadar tahtta kalan İran şahı Muhammed Rıza Pehlevi.

Şah yönetimindeki İran’ın, Batı ve özellikle ABD ile çok yakın siyasi, ekonomik ve askeri ilişkileri bulunuyordu. Ülkenin Sovyetler Birliği’ne ve Orta Asya’ya yakınlığı ve zengin enerji kaynakları, onu doğal olarak ABD’nin bölgedeki en yakın müttefiklerinden biri konumuna getirmişti. Bu ilişkinin bir parçası olarak da İran, ABD tarafından Sovyetler Birliği’ne karşı uygulanan askeri ve istihbari operasyonların ileri üssü olmuştu.

1963 yılından itibaren İran Hava Kuvvetleri, ABD Hava Kuvvetleri ve CIA ile birlikte gizli bir keşif programı başlattı. Bu program kapsamında, ABD Hava Kuvvetleri’nin keşif – istihbarat görevli RF-4 uçakları, İran’daki üslerden havalanarak Sovyetler Birliği üzerinde uçuşlar gerçekleştirdiler. Daha sonra 1967’den itibaren İran, satın aldığı çok sayıda F-4D, F-4E ve RF-4E uçakları ile bu görevlere destek verdi (toplam 32 F-4D, 208 F-4E ve 32 RF-4E teslim alındı).

İran’a ait bir F-4E.

Bu uçuşlara karşılık olarak Sovyetler Birliği de, İran üzerinde MiG-25R (NATO kodu “Foxbat” olan) jetleri ile keşif uçuşlarını artırmaya başladı. İran’ın elindeki F-4’ler ve kara konuşlu hava savunma sistemleri, yüksek irtifada sesten 3 kat hızlı uçabilen MiG-25’leri tespit etme ve önlemede yetersiz kalıyordu. İhtiyacını karşılamak için ABD hükümeti ve uçak üreticileri ile temaslara geçen İran’a, Grumman şirketi F-14A’yı, McDonnell Douglas ise F-15A Eagle’ı teklif ettiler. Şah Rıza Pehlevi’nin baş askeri danışmanı General Hasan Tufanyan, bu kapsamda 1971 yılı Mart ayında Grumman şirketini ziyaret etti ve kendisine F-14’ün tasarım ve performans özelliklerini kapsayan bir brifing verildi. Tufanyan’ın başkanlık ettiği değerlendirme heyeti, F-14 alımı yönünde bir değerlendirme içeren raporu Şah’a sundular. Değerlendirmelerinde öne çıkan hususlar ise AN/AWG-9 adlı güçlü radarının, İran hava savunma radar ağındaki coğrafi kısıtlar nedeniyle mevcut bulunan açıkları kapayacağı ve Phoenix uzun menzilli füzelerin sağlayacağı avantajlardı.

İran’a ait bir F-14 Tomcat.

İran heyetinin F-14 seçiminden habersiz olan Grumman şirketi 1973 yılında F-14’ü İran’a satmak için bir pazarlama kampanyası başlattı. Bu kapsamda Rıza Pehlevi’nin ABD ziyareti sırasında Temmuz 1973’te Maryland’deki Andrews Hava Üssü’nde F-14’ler ile etkileyici bir hava gösterisi icra edildi. Bu gösteri ila Şah, kesin kararını vermişti: İran F-14’leri alacaktı.

07 Ocak 1974 tarihinde imzalanan 300 milyon dolarlık sözleşme ile başlayan Persian King (İran Kralı) projesi, 30 adet F-14A-GR Tomcat uçağı, geniş bir yedek parça ve yedek motor stoğu, 424 adet AIM-54A Phoenix uzun menzilli havadan havaya füzenin teslimini kapsıyordu. Aynı yıl Haziran ayında imzalanan ikinci sözleşme ile 50 adet daha F-14A-GR Tomcat ve 290 adet AIM-54A Phoenix füzesi siparişi verildi. Persian King projesinin toplam mali boyutu 2 milyar doları bulacak ve ABD tarihinin en büyük savunma ihracatlarından biri haline gelecekti. İran için üretilecek uçaklar, ABD Deniz Kuvvetleri için üretilenlerle küçük ayrıntılar haricinde aynı kabiliyet ve donanıma sahipti. Radar, elektronik harp ve öz savunma sistemlerinde bir farklılık yoktu. Bilakis, İran F-14’leri o dönem son derece gizli olan AN/APX-81-M1E IFF dost düşman tanıma sistemi ile donatılmıştı. Uçaklar için İsfahan’da 8. Taktik Avcı Üssü adlı çok büyük bir üs inşa edildi. Öte yandan çok sayıda pilot, silah sistem subayı ve teknisyen eğitim için ABD’ye gönderildi.

F-14’lerin teslimatı, 1976 Ocak ayında ilk iki uçağın İran’a varması ile başladı. 79’uncu  uçak 1978 yılında teslim edildi. Son uçak ise, silah ve sistem testleri için ABD’de kaldı. Siparişi verilen 714 AIM-54A füzesinin ise, 1979 Devrimi’ne kadar 284 adedi teslim edilecekti (devrim olduğu sırada 400 adet daha ilave füze siparişi görüşmeleri devam etmekteydi).

Persian King projesinin en önemli sorunu, uçakların güvenilirliği düşük Pratt Whitney TF30-PW-414 turbofan motorlarıydı. İran Hava Kuvvetleri, teslim aldığı F-14’lerin TF30’larının zaman içinde yeni motorlarla değiştirilmesi ve ayrıca yeni motorlarla donatılmış ilave 70 adet daha F-14A alımı için 1976 yılında görüşmelere başladı. Bu görüşmeler de, devrim ile son buldu.

İslam Devrimi

Ülkeyi bir baskı rejimi ile ve adeta bir ABD kuklası gibi yöneten Şah Rıza Pehlevi’ye karşı toplumdaki memnuniyetsizlik, özellikle 1970’lerin ikinci yarısında hızla yükseldi. Şah yönetimine karşı geniş çaplı protesto gösterileri 1977 yılından itibaren tırmanışa geçti. Şah karşıtı cephe, sürgündeki Ayetullah Humeyni önderliğinde birleşerek, Şah rejiminin sert tedbir ve baskılarına rağmen kısa süre içinde ülke içinde çok geniş bir tabandan destek almaya başladı. 1979 Ocak ayından itibaren bir çığ gibi etkisini hissettiren protesto gösterileri devrime dönüştü; 16 Ocak 1979’da Pehlevi ve ailesinin ülkeyi terk etmesi ve 1 Şubat günü Humeyni’nin İran’a dönmesi ile İran’da Şah hanedanı yıkıldı.

Devrim zamanı Shahyad Meydanı.

Ülkede yönetimi ele geçiren ve Şah ile birlikte devirdiği diğer ideolojik grupları da kısa süre içinde ortadan kaldırarak İslam Devrimi’ni tamamlayan Humeyni yönetimi, önceki rejimin batı ile yürütmekte olduğu tüm ekonomik, askeri ve ticari ilişkileri iptal etti. İslam Devrimi ile birlikte iptal edilen sözleşmesi imzalanmış ya da görüşme aşamasındaki diğer bazı hava kuvvetleri projeleri şunlardı:

– ABD’deki Red Flag benzeri bir eğitim ve tatbikat merkezi kurulması

– 2 adet askeri iletişim uydusu

– 7 adet E-3A Sentry AWACS (1.267 milyar dolar)

– 10 adet C-5A Galaxy stratejik nakliye uçağı

– 16 adet C-130H Hercules orta nakliye uçağı

– 6 adet Boeing 707 tanker uçak

– 160 adet F-16A/B (14.8 milyar dolar). 140 adetlik opsiyon paketi, 250 adet Northrop F-18L alımı için ABD hükümetinin onay vermemesi üzerine işletilmişti. Toplamda 300 adet F-16A/B alınacaktı.

– 31 adet F-4G Wild Weasel hava savunma bastırma görevli taktik bombardıman uçağı ve bu uçaklarla birlikte kullanılmak üzere 1,000 adet AGM-45 Shrike radarsavar füze

– Çok sayıda AIM-7 ve AIM-9 havadan havaya; AGM-65A/B havadan karaya füze ile GBU serisi güdümlü bomba. AGM-65’lerin yurtiçinde üretimi için teknoloji transferi ve üretim hattı tesisi.

Bu durumdan en büyük zararı gören ABD, yeni rejim ile de yakın temas ve ilişkiler kurmak için girişimler başlattı. Zira İran, ABD’nin en önemli savunma sanayi müşterisi idi ve ABD’deki üreticiler varlıklarını devam ettirmek için İran’ın siparişlerine önemli ölçüde ihtiyaç duymaktaydılar. Söz konusu üreticiler maddi kayıp yaşamamak adına Amerika’lı siyasilere İran’a ambargo konmaması yönünde çok baskı yapsalar da, başarılı olamadılar. Bu yüzden çok büyük ve köklü Amerika’lı uçak üreticileri, iflas edip batmamak adına rakipleri ile birleşip şirket evlilikleri yaptılar. Buna bir örnek vermek gerekirse, General Dynamics, Martin Marietta ve Lockheed Corporation şirketlerinin birleşip, Lockheed Martin ismini almasıdır.

Humeyni yönetiminin askeri alanda aldığı en ilginç kararlardan biri, ordunun büyük ölçüde küçültülmesiydi. Şah döneminde yetişmiş personelin büyük kısmı ya devrim sırasında ülkeden kaçmış, tutuklanmış ya da infaz edilmişti. Bunlar arasında Batı ülkelerinde eğitim için bulunmuş, dolayısıyla İslam Devrimi gözünde “ajan” yaftası yemiş olan Hava Kuvvetleri personeli başı çekmekteydi.

Sonuç

İran ile arası bozulan Amerika, İran’a hiçbir yedek parça satmama kararı aldı. F-14 uçağının yetişmiş, kalifiye bakım personelini de kaybetmiş olan İran, F-14’leri Türkiye, Kanada, İngiltere gibi ülkelere satmaya çalıştı. Başta fahiş fiyat istemesi nedeni ile bu satışlar da gerçekleşmeyince F-14’ler İran’ın elinde kaldı. Yedek parça ihtiyacı had safhaya ulaşan İran, bazı F-14’lerini yedek parça olarak parçalara ayırdı ve bu sayede bir kısım F-14’ü günümüzde uçar durumda tutuyor. Son olarak Amerika, tarihinde hiç yapmadığı bir şekilde emekli ettiği bütün F-14’leri büyük bir gizlilik ve sıkı bir güvenlik ile parçalarına ayırdı ve özellikle aviyonik parçalar en başta olmak üzere, tek tek gözetim altında yok etti. Burada amaç, kötü niyetli insanlar vasıtası ile parçalanan Amerikan F-14’lerinin parçalarının İran’ın eline geçmesine engel olmaktı.

15 Şubat 1977, bir Amerikan F-14 Tomcat, Ayı lakaplı Sovyet TU95 ağır bombardıman uçağına Atlas Okyanusu’nun Fransa kıyılarına yakın bir noktasında eskortluk ediyor.
Content Protection by DMCA.com
The following two tabs change content below.
Levent Özgül

Levent Özgül

Elektrik mühendisiyim. Akışkanlar mekaniği ile ilgili Türk Patent Enstitüsü tarafından onaylanmış iki adet patentim var. Ağır sanayi sektöründeyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

Palaskalar